Bazen hemen yamacımda, canımın içi gibi duruyorsun da

Sana, seninle ilgili bir soru sorduğumda gözlerini kaçırıyorsun ya benden hani…

Kendine itiraf etmeye hazır değil belli ki diyorum içimden,

Üzerine varmıyorum.

Bazen beni alıp içine sokasın gelmişçesine sarılıyorsun da

Mislince sana karşılık verdiğimde, kolların bir gevşiyor ya hani…

Bir şey var benimle bir türlü paylaşamadığı diyorum

Kendi kendime.

Endişeleniyorum senin için.

“Sev beni,” diyen fiziksel varlığına cevaben,

Olanca var oluşumla sevmeye yeltendiğimde seni,

Vicdan sızını hissediyorum kendi iliklerimde…

Hani gözlerimin içine bakıp

Heyecanla anlattırıyorsun son havadislerimi de

Kendimi kaptırıyorum;

Sonra aniden uyanıyorum da utanarak konuyu sana çevirdiğimde

Işığın kısılıyor,

Kelimelerin tek tüke iniveriyor ya birden,

O an anlıyorum…

Merak ettiğin şeyin benim ruhumun iyiliği, hoşluğu olmadığını.

Koruma altına aldığın şeyin kendi savunmasız çıplaklığın olduğunu.

Sakladığın bir şey var, biliyorum o an bunu.

Sonra birden espriler döktürmeye başlıyorsun da

Beraber kahkahalara boğuluyoruz ya hani

Sen rahatlıyorsun görmediğimi, anlamadığımı sandığın için.

Aklınla bin yaşayacakmışçasına benim yüreğimi hafife aldığın için.

İşte o an kahroluyorum,

Bunca yalansız ve riyasızken ben,

Senin, kendini benden saklamak arzun değil;

Benim seni, bunca açıklığımla hissedemeyeceğimi düşünmen paramparça ediyor

İçimin orta yerini…

Kendi yüreğini ne kadar çok açarsan,

O kadar net görürsün karşındakinin yüreğini

Işıklı köprümüzün üzerinde,

Çırılçıplak dans eden yaşanmışlıklarımızın sözlü hatıralarıdır bizi birbirimize bağlayan…

Unutma can; kendi içinde aradığın cevapları karşındaki aynada görebilmen için,

İlk önce soyunman gerekir.

Senin, bana halen tedbirle araladığın ruhunun,

Şeffaf perdeleri ardından yeterince seçemediğin gerçeklik de işte bu,

BİZ’e dair…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here