Bir kafedeyim. Elimde defter kalem, günün geri kalanında ilgileneceğim işlerle ilgili hazırlık yaparken bir yandan da sabah kahvemi yudumluyorum.

Kasada sipariş alan kız da çok tatlıydı. Ben sandım ki self-servis yani siparişimi vereceğim, ödememi yapacağım sonra da kahvemi alıp bir yere oturacağım.

“Siz sadece ne istediğinizi söyleyip dilediğiniz yere geçin,” dedi kasiyer.
“Filtre kahve, en küçük boy olsun. Nasıl yani, beklemeyeyim mi?”
“Ben getireceğim. Süt olsun mu?”
“Evet lütfen. Teşekkürler.”

İlginç geldi. Kasa önünde bıcır bıcır iş yapan iki tatlı genç kız vardı. İçlerinden biri siparişi hazırlarken öbürü servis yapıyordu. Hoşuma gitti halleri, sevimli ve neşeliydiler.

O katta yer yoktu. Bir üst kata çıktım. Baktım benden başka bir kişi daha var o da kendi aleminde. Oh ne güzel sakin sakin çalışırım, o arada da ayılırım.

Dememe kalmadı gayet gençlik tadında hip-hop bir müzik çalmaya başladı. Olsun ne olacak ki çok geçmeden duymaz olurum nasılsa diyerek kafama takmamayı seçtim. Gerçekten de öyle oldu, sesi kaybettim.

Birkaç dakika sonra tombul kasiyer neşeli adımlarla kahvemi getirdi. Notlarımı çıkarttım çalışmaya başladım. Dalmışım, kahve yarıyı geçmişti iki yan masama gözlüklü, akademisyen havasında bir adam yerleştiğinde.

Adam’ın siparişini taş çatlasa 16 yaşlarında bir delikanlı getirdi. Girişte görmemiştim onu, pek de kibar, adamla “efendim”li konuşuyor. Ama adam da farkında. “Sağol çocuğum,” diyince delikanlı mutlu gülümsüyor. Bu da işte en fazla iki dakika falan sürmüştür.

“Oğlum bir bakar mısın?”
“Buyrun efendim.” O sırada delikanlının aşağı kata varmasına 2 bilemedim 3 basamak falan var. Ok gibi geri fırladı.
“Şu müziğin sesini kısar mısın biraz. Çok kısmana gerek yok, biraz yeterli.”
“Tamam.”

Ne düşünceli adam diye yanılsadım bir an için. Helal olsun bak, neticede o da benim gibi ilk anda sesten rahatsız oldu ama az kısarak sorunu çözmeyi seçti. İyi sevdim bunu, ortak frekanstayız!

Tabi tabi…

“Oğlummmmm!” Ne oluyoruz dedim, yerimden sıçradım bir anda adamın kükremesiyle. Daha çocuk ses düğmesine ulaşmamıştır. Nasıl bir ani değişim bu? Nitekim delikanlı muhtemelen sesi kısamadan geri geldi.
“Buyrun efendim.”
“Ben sana demedim mi şunun sesini kıs biraz diye! Bar mı burası? Kafede bangır bangır disco müzik mi olurmuş?”
“Kısmaya gidiyordum.”
“Tamam hadi kıs şunu rica ediyorum.”

Neyse sakinledi, cümle sonunda bir yumuşama var. Deminden beri merakla burnumun ucundan kesiyorum adamı ya, bu sefer o bana doğru bakınca hemen fırsatı değerlendirip ben de dosdoğru ondan yana çevirdim bakışlarımı.

“Haksız mıyım efendim?”
“Haklısınız…” Yani haklısın da istersen sesi duymaya da bilirsin neticede ben öyle yaptım.
“Oğlum nerdesin!” Yalnız gerçekten ses kısılmadı hiç ama deminkinden biraz daha uzun bir zaman geçtiğini inkâr edemem. Delikanlı ses düğmesine ulaşmış olmalı.
“Buyrun efendim.”
“Ben sana ne söyledim!!!” Adam ayaklandı. Montunu zaten henüz çıkartmamıştı. Yan koltuğa koyduğu çantası ile şapkasını kaparcasına eline aldı ve hışımla merdivenlere yöneldi. “Kim buranın yetkilisi? Kim çabuk söyleyin!”

Adam önde hızlı adımlarla merdivenlerden aşağı indi. Delikanlı arkasında. “Böyle rezalet görmedim ben. Bak oturamadım bile. Şurada iki satır bir şey yazacaktım onu da yazdırmadılar….”

Buradan sonrası merdiven bitimine denk geliyor, duyamadım. Oh sessizlik oldu nihayet! Müzik mi? O çalıyor ama daha kısık sesi.
Beş dakika geçmedi delikanlı yukarı geldi. Ortalığı toparlıyor. Nasıl efendi, sakin, kibar.

“Ne oldu son durum?” dedim.
“Gitti beyefendi,” dedi.
“Peki ne söyledi aşağıda yetkiliye?”
“Müziğin sesini kısmamızı. Kıstığımızı söyledik ama ikna olmadı.”
“Seni tebrik ederim.” Utangaç önüne baktı ama hafiften gülümsüyor. “Sana söyledikten sonra patronun buna izin vermediyse suçlusu sen değilsin. Buna rağmen sen onun konuşma tarzına tepki vermedin. Sürekli sakindin. Bu takdir edilecek bir davranış.”
“Teşekkür ederim.”

Ben galiba içten içe delikanlının, adamın üslubundan ötürü biraz incindiğini sandığım için onda gördüğüm iyiyi telaffuz ederek onu onarmak istedim. Üstüme vazifeymiş gibi. Anaçlık yanılsaması…
Oysa aynada bambaşka bir şey vardı. Delikanlı adamı olduğu haliyle kabul etmişti. O yüzden bu kadar sakindi. Takmayınca kafaya yüksek sesler duyulmaz olabiliyor!

Bazısı çok yüksek sesle konuşuyor, o zaman hiçbir şey duymuyor insan, “KORKUYORUM” dan başka.

Akademisyen havalı adamın kükreyişi ile örtülü korkusu neye dairdi bilemem ama delikanlı onu tam da bu yüzden takmamıştı kafaya! Duyamıyordu…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here