Telefonunuz çaldı, açtınız.

Karşınızda bir arkadaşınız, yurt dışından arıyor. Epey de olmuştu görüşmediğiniz. Seviniyorsunuz tabii.. Nasılsın, ne yapıyorsun, nasıl gidiyor faslını geçtikten sonra diyor ki size;

– İnanır mısın bugün burada hava o kadar güzel ki! Birazdan hava almaya çıkacağım..Keşke sen de burada olsaydın, birlikte çıkardık.

Evet tamam..Ne var şimdi bunda diyeceksiniz.

Peki şimdi ben de her birinize tek tek soruyorum o halde “Hava o kadar güzel ki” cümlesini duyunca siz nasıl bir hava düşündünüz ?

Eminim herkes kendi sevdiği havayı düşündü bir an. Kimisi güneşli ve aydınlık bir hava düşünürken kimisi yağmurlu bir havayı, kimisi yağmur sonrası mis gibi toprak kokan havayı, bir diğeri de her tarafı bembeyaz bir battaniye gibi örtmüş karla kaplı bir havayı düşündü. Öyle değil mi?

Peki acaba telefondaki arkadaşınız bunlardan hangisini kastetti ? Bunu biz bilemeyiz, bir tek kendisi bilebilir. Soru sormazsak onun tam olarak neyi kastettiğini hiçbir zaman bilemez, iletişimde kendi anladığımız gibi devam ederiz bir sonraki adıma.

Bu ufak denemeden sonra yargı nedir hiç düşündünüz mü diye sorsam, eminim birçoğunuz olumsuz içerikli düşüneceksiniz “yargı”yı. Kelime anlamı ise aşağıdaki gibi;

Yargı= kavrama, karşılaştırma, değerlendirme gibi yollara başvurularak, kişi, durum ya da nesnelerin eleştirici bir biçimde değerlendirilmesi, hüküm.

Bizim güncel hayatımızın içine sızan yargılar ve yargı cümleleri, kendi birikimimiz, değerlerimiz ve kendi objektifimiziden yaptığımız kavrama, karşılaştırma, değerlendime işlemlerinden ibaret oluyor. Ve işin içine yargı girdikçe tarafsız gözlemcilik yok oluyor.

İzlediğinizde cümlelerinizi, nasıl da büyük bir % ile yargılarla dünyayı algıladığımızı göreceksiniz.

Peki bunun sakıncası var mı ? Şöyle ki, iletişimde sorgulayan ve meraklı yönümüzü kaybedersek tabii ki var. Zira, birisinin ifade ettiğini biz kendi süzgecimizden geçirip anlarız. Sonra bir diğerine anlattığımızda o da kendi süzgecine tabi tutar böyle böyle kulaktan kulağa oyunundaki gibi ilk söylenenle (söylenmek istenenle) en son söylenen arasında dağlar kadar fark olabilir. Tarafsız olarak neler olduğu gözden kaçabilir. İletişimde kopukluklar, yanlış anlaşmalar, blokların temelini atmaya buradan başlarız.

Oysa, birisi bize “hava ne kadar güzel” cümlesini kurduğunda, “güzel senin için nedir ? bana oradaki havayı anlatır mısın ?” dersek, işte o zaman subjektif bir lensten kurtarmış oluruz üstü kapalı noktaları. İletişim bloklarını tek tek kaldırır, berrak şekilde olanı biteni anlarız.

“Hava bugün güzel” demek o kişinin yargısıdır, onun gözündendir çünkü güzel herkese göre değişen bir kavramdır. Oysa “bugün burası güneşli va açık” ya da “burada heryer bembeyaz, hava da soğuk ama açık” demiş olsaydı, hepimizin anladığı şey aynı olacaktı. Gözlemenizi istediğim yargılar illa olumsuzluk içermiyor görmüş olduğunuz gibi, subjektiflik faktörü onu yargı yapıyor.

İlerdeki yazılarımda bahsedeceğim Rosenberg’in Şiddetsiz İletişim’indeki Gözlem aşamasını hakkıyla geçmiş ve böylece kendi duygu ve ihtiyaçlarımızın tam farkında oluruz, sorularla neyin ne olduğunu aydınlatırsak eğer.

Hava örneği oldukça masumane bir yargı cümlesi örneğiydi, siz dilediğiniz gibi çoğaltabilirsiniz.

İletişirken, hiçbirşeyi elde bir kabul etmeden, farzetmeden, sormak iletişim kalitesini yükseltir. Karşımızdakini doğru anlamayı, kendimizi doğru ifade etmeyi kolaylaştırır.

 

Facebook sayfamız için tıklayınız…

Yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı yargı 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here