Kamboçya… Rengarenk, canlı Tayland ´ın güneyindeki hüzünlü ve dingin ülke.

Türkiye ´den direk uçuşun olmadığı bu gizemli ülkeye Uzakdoğu ´nun en bilindik aktarma noktası Bangkok ´dan ulaşım çok rahat. Air Asia ile bir saatlik uçuşun ardından Siem Reap havalimanına ayak bastım. Terminale girişte devasa bir Buda heykeli sizi karşılıyor. Kamboçya ´ya havayolu girişinde verilen 1 aylık vize damgası pasaportuma vurulduktan sonra sırt çantamı alıp terminalden çıktım. Sonunda, çok uzun yıllar bende müthiş merak uyandıran ülkedeydim.

Kamboçya 1867 ´de Fransız sömürgesi olmuş. 1953 ´de bağımsızlığını ilan etmiş. 1975 – 1979 yılları arasında Pol Pot liderliğindeki Kızıl Kımerler yaklaşık 2 milyona yakın Kamboçyalıyı katletmiş.  1993 ´den beri barış süreci yaşanıyor, ne var ki katliam günlerinin izleri Kamboçya halkının kalbinden silinmemiş…

Uzak doğu ´nun egzotik adalarının, süper lüks otellerinin, alışveriş merkezlerinin ve de gece hayatının aksine yeşil doğası, küçük kasabaları, şahane gün batımları ile hayatın ağır aktığı bu ülkede insanı sarmalayan bir huzur var.

Kamboçya huzur ve dinginliktir; bizimde en çok ihtiyacımız olan şey bu değil mi?

Başkent Phnom Penh ´den sonra ülkenin en büyük şehri Siem Reap, Kamboçya ´nın kuzey batısında kısmen hareketli bir şehir. Hareketin başlıca sebebi ise şehrin 5,5 km kuzeyinde UNESCO Dünya mirası listesindeki Angkor Wat, Tapınaklar Şehri.

Tapınakların bulunduğu Angkor Arkeolojik Parkına giriş biletlerinin satış ofisleri her sabah saat 05:00 ´de açılıyor. Ziyaretçiler otellerinin mesafesine göre tuktuklarına ( Uzakdoğu ´nun motor taksileri ) genelde saat 04:00 civarında binmiş oluyorlar zira Angkor Wat ´da gündoğumu izlenecek.

Angkor Wat  tapınakları

Hemen yeri gelmişken belirtmekte fayda var; Siem Reap ´da her bütçeye uygun otel bulabilirsiniz. Komşu Tayland ´la kıyaslandığında çok daha ucuza konaklama, yeme içme imkanları var bu ülkede. Hatta masaj… Odanıza çağırdığınız masaj terapistinin 1 saatlik masajı sadece 10 USD. Zamanın durduğu tapınaklarda yapılan keşif, tropikal iklimin etkisiyle günün sonunda otelinize döndüğünüzde fiziksel yorgunluğunuzu hatırlatıyor size. Tüm fizik bedeninize ve enerji bedeninize yönelik yapılan Geleneksel Thai masajı seansına kim hayır diyebilir ki?…

Angkor biletinizi 20 USD karşılığı günlük alabileceğiniz gibi, 40 USD karşılığı 3 günlük ya da 60 USD karşılığı haftalık da alabilirsiniz. Arkeolojiye, tarihe, mimariye olan ilgi derecenize göre seçim sizin… Gezilip görülecek, resmedilecek, aralarda durup ruhunuzun özümseyeceği o kadar çok şey var ki bu doğa harikasında, bir günün yetmediğini söylemek isterim.

 

Angkor Wat ´da gün doğumunu geniş çimenlik teraslarda her sabah binlerce yerli yabancı turist izliyor. İşte o anlarda gökyüzü görüp görebileceğiniz tüm renklerini ve tonlarını kusursuz bir görsel şölen halinde sunuyor. Doğanın ayin tadındaki bu gün doğumu şöleninin ardından, tapınağın ana girişindeki taş yoldan geçilerek, açılan kapıların ardında bambaşka bir dünya size kucak açıyor. 1 km2 alana kurulu bu tapınak yaklaşık 2000 apsara mağarasını barındırıyor. Apsara, Hindu ve Budist mitolojisinde bulutlarda ve suda yaşadığına inanılan dişi perilere verilen isim. Tapınağın farklı kotlardaki terasları, mağaraları, geçitleri, merdivenleri sizi 1100 lü yıllarda tapınakta yaşayan keşişlerden biri gibi hissettirecek kadar ruhunuza işliyor.

 

Tapınağın dış duvarlarını çevreleyen göllerin bulunduğu geniş alanlarda kurulu kafelerde bir yorgunluk kahvesi içebilir, kahvaltınızı yapabilirsiniz. Kafeler arasında gezinen maymunlar tüm sevimli ve yaramaz halleriyle turistlerin ayrı bir ilgi odağı. Dinlendiniz ise haydi kalkın, tuktuğunuza binin. Zira daha görülecek onlarca tapınak var.

 

 

 

 

Üzerlerinde surat figürleri bulunan 37 kuleli Bayon tapınağı, Angelina Jolie ´nin meşhur Lara Croft:Thomb Raider filminin çekildiği muhteşem taş oymalarının ve binlerce yıllık ağaçların oluşturduğu Preah Khan tapınağı, dünyanın en güzel gün batımlarından birine şahit olacağınız Phnom Bakeng bunlardan sadece birkaçı.

 

 

Hava şartları da tropikal iklimin gereğini yerine getirircesine gün boyunca değişiyor. Sabah saatlerinde ince ince çiseleyen yağmurla yağmurluğunuzu giyiyor, şemsiyenizi açıyorsunuz. Yağmurun ardından açan güneşin ısısı toprağın nemine karışınca yağmurluklar, şemsiyeler çantaya ince uzun kollu gömlekler, sweatshirtler üstümüze zira tapınaklara kısa kolla girmek yasak. Budist tapınaklarında da tıpkı camilerdeki gibi kısa kollu giysiler, kısa şort ve etekler yasak. Ve hatta ibadet edilen budist tapınaklarına ayakkabı ile girmek de yasak.

Gün batımıyla tuktuklar peşpeşe şehre dönüş yoluna koyuluyorlar. Tuktukların yolcularının yüzlerinde ise bu sihirli yerin bıraktığı etki okunuyor.

Sadece Angkor Wat ´ı ziyaret etmek için Siem Reap ´a giden binlerce turist var. Oysa Kamboçya güler yüzlü ve dingin insanıyla, doğasıyla, kültürüyle çok daha fazlasını sunuyor. Keşfetmeye değer bu ülkeden ruhunuzu dinlendirip modern dünyanın hızlı yaşamına hazır bir şekilde dönebilirsiniz…

 

 

 

14 YORUMLAR

  1. Kambocya’yi cok merak ediyordum. Bu yazi icimdeki meraki iki katina cikardi. Harika bir anlatim. Huzuru yuregimde hissettim. Ilk firsatta gidecegim. Yazilarin devamini dort gozle bekliyorum…

  2. Bende yazi dilini cok begendim:) okurken gercektende oralari yasatiyor . Belki biraz daha gorsel olsa daha guzel olurdu diye dusunuyorum 🙂

  3. Aşkım’cim,
    Güzel bir deneme olmuş. Hem bize Kamboçya’yi yaşattın hem de ilgi uyandırdın. Benim de gitmek istediğim yerlerden biriydi. Belki sen gezdirirsin belli mı olur;)
    Sevgiyle
    Ersoy

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here