Daniel Goleman’ın “İşbaşında Duygusal Zeka” kitabındaki tanımıyla Duygusal Zeka, kendimizin ve başkalarının hislerini tanıma, kendimizi motive etme, içimizdeki ve ilişkilerimizdeki duyguları iyi yönetme yetisine gönderme yapıyor. Ve 5 temel duygusal ve sosyal yeterliliği içeriyor:

1. Özbilinç
2. Kendini ve duygularını yönetme
3. Motivasyon
4. Empati
5. Sosyal Beceriler

Merak etmeyin bu konuyu çok fazla detaylandırmamayacağım. İlgilenenler Goleman’ın konu hakkındaki kitap ve makalelerinden detaylı bilgiye ulaşabilirler.

Şu ikinci şık çok ilgimi çekiyor. Biraz girelim içine dedim..

Kendini ve duyguları yönetebilme yeteneği yani Özdenetim, bazı anlarda o kadar zor oluyor ki, öyle değil mi?

Hani herşey üstüste geldiğinde, bütün dünyanın yükünü siz taşıyormuşsunuz gibi hissettiğinizde, hep sizi zorlayacak olaylar sözleşmiş gibi üstüste gelindiğinde ufacık ve önemsiz bir olayın kanı beyninize çıkarması işten bile değildir. Charles Bukowski’nin dediği gibi “Bizi tımarhanelik eden, büyük meseleler ya da bir sevgiliyi kaybetmek değil, zamanımız darken kopan ayakkabı bağcığıdır.”
Hemen hemen hepiniz benzer duyguları yaşamışsınızdır.

Gelelim şu meşhur amigdala’ya!

Bilenleriniz vardır, amigdala beynimizde bulunan, duygusal hafıza ve duygusal tepkilerin oluşmasındaki primer role sahip olan bir bölge. Öyle bir bölgedir ki, burada nesillerden nesillere genetik yollarla aktarılan, öğrenilmemiş (yani otantik) bir çok duygu depolanır. “Üzüleceğine, güvende ol” mesajı verir ve bir tetiktir. Evet, doğru okudunuz, bir tetik. Silahın tetiği gibi aynen.

Düşünmeden, aniden verdiğimiz ve daha sonradan o halimize baktığımızda kendimizi tanıyamayacağımız meşhur ani tepkilerin hepsi amigdala tarafından tetikleniyor. İnsan neslinin hayatta kalabilmesi için binyıllardır aktarıla aktarıla gelmiş olan sevgili amigdalamızdan. Adeta “ateş” emri veriyor bize, ve o anda tüm bildiklerimizi unutup direk düşmana saldırıyoruz. Düşman kimse artık, ayakkabı mı, talsici mi yoksa iş arkadaşınız mı, o an kim varsa.

Gelin görün ki, günümüz dünyasında artık kendini ve duygularını yönetmek herşeyin önünde geliyor. İş yaşamında başarının, devamlılılığın ve güvenilirliğin birinci şartı. Ya ilişkilerde ? Onda da öyle değil mi? Olur olmaz ani tepkili insanların tutarlı ilişkilerin altına imza attığı nadirdir herhalde.
Özdenetim, asla duyguları boşvermek, hiçe saymak ya da bastırmak değildir. Bunu açıklığa kavuşturmak gerekir. Aksine duyguların farkında olup, onlara kulak vermek ama direksiyona onların geçmesine izin vermemektir. Ne de olsa yöneten siz olmalısınız!

Amigdala kumandada ise devamlı “acil durum alarmı” aktif durumdadır, ve o insanın tepkileri kontrol edilemez.

Neyse ki, beynimizde bulunan prefrontal bölge, yani yönetim merkezi, amigdalayı kontrol altında tutabilir. Bunu bilmek bile rahatlatıcı öyle değil mi?

Fakat bu bölgenin aktivitesini ön plana çıkarmak için, kişinin kendi Özdenetim mekanizmasını sağlam kurmuş olması kaçınılmazdır. Yani gene iş size düşüyor, kendi haline bıraktığınızda bir de bakmışsınız hooop amigdala almış götürüyor.

Bir derin nefesi takiben bir tutam farkındalık, bakın nelere kadir. Ve tabii, Özdenetim için kendi kendinize yapacağınız kişisel geliştirme yöntemleri. Taa ki, bu yöntem bir alışkanlık halini alana kadar.

Şimdi size soruyorum, siz hala atalarınızın amigdalasını mı kullanıyorsunuz ?

Eğer cevabınız evet ise, her an bir karşı saldırıya hazır olun derim. Savaş alanında alarm durumunda beklemek şart. Hayat yorucu olsa gerek.

Ama korkmayın, isterseniz değiştirebilirsiniz. Biraz çaba ile herşey mümkün.

Diğer cevaba ise, ancak şapka çıkarırım..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here