Koçluk eğitimi aldığım sırada duyduğum ve beni çok etkileyen bir hikayeyle başlamak istiyorum bugün yazıma..

Aborjin kabilesini anlatan bir romanın, bir bölümünden ‘Ruhlarımız geride kaldı’ başlıklı bir hikaye bu…Hikaye şöyle..

Bir araştırmacı, Aborjinlerin hayatını incelerken bir yokuşa tırmanma esnasında arada bir , birdenbire yerinde kımıldamadan duran insanların neden böyle davrandığını merak edip onlara soruyor. Aborjinlerin verdiği cevap ise çarpıcı: “Ruhlarımız geride kaldı, onları bekliyoruz…”

Evet şimdi biz de kendimize sorsak “Ruhlarımızı hiç bekliyor muyuz acaba hayat geçip giderken?” diye, cevap ne olurdu ? Elbette farklı farklı cevaplar gelecektir, ama ortalama bir 21.yüzyıl insanının temposu ve beklentileri, hatta sorunları düşünüldüğünde, az çok tahmin ettiğiniz gibi olumsuz olacaktır cevapların çoğunluğu. Hatta “Ne ruhu ? neden bahsediyorsun?” diyen bile çıkabilir. Olsun ben gene de soruyorum, göze aldım her cevabı..

Ruh neden bu kadar önemli peki ? Herşeyin özü de ondan..Bir durumu, nesneyi veya bir kimseyi beğenmediğimizde bile kullanırız “ruhsuz” sıfatını. Ruhunu vermeden yapılan hiçbirşey aslında gerçek olamıyor çünkü. Karşı tarafa geçmiyor, işlemiyor kimsenin içine. Hiçbir tarafı mutlu etmiyor. Değmeden geçip gidiyor, her ne ise o “ruhsuz”..

Bu yüzden belki de günümüzde gittikçe çoğalan arayışlar, “birşey istiyorum ama ne olduğunu bilmiyorum”lar, “hayatımda birşey eksik ama nedir”ler, tatminsizlikler, mutsuzluklar, vs vs..Çoğaltabilirsiniz..Gündelik hayat o derece hızla akıp gidiyor ki, durup kısacık da olsa bir bakmıyoruz bile ne yapıyoruz, neden yapıyporuz, gerçekten ne istiyoruz..

Şimdi herkesin istisnasız yapabileceği- isterse tabii ki- birşey önereceğim, günde bir 10 dakika kendimizle başbaşa..Telefon yok, e-mail yok, konuşma yok, hiçbirşey yok, hiçkimse yok..Sadece siz ve kendiniz, bir de ruhunuz..Yeterince kalabalık oldunuz bile zaten.. Bölecek hiçbirşeyin olmadığı tertemiz net ama sadece sizin olacak bir 10 dakika..Tabii daha uzun da olabilir yapabilenler için..Ben en kötü senaryodaki iyiyi çıkartma çabasında olduğumdan çıtayı düşük tuttum..Düşüncelerle akacağınız, hiçbir çaba ve koşturma içinde olmadığınız sadece kendi varlığınızı hissettiğiniz bir 10 dakika..

Belki de birçok sorunun cevabı orda, kendi içinizde..Kulak vermek tek gereken..

Kendimize bu kadarcık vakit ayırmak, hayatımızın bütününe nasıl dalga dalga yayılan zincirleme bir etki yapacak, şaşıracaksınız..Delil isteyenler için, denenmiştir, işe yaramışlığı ispatlanmıştır, onu da söylemek isterim..:)

Kaybedecek birşey yok, kazanılacak ise çok şey..

Bir latin atasözünde de dediği gibi “Yavaş yavaş acele et”..

Çok sevdim bunu, size de şiddetle tavsiye ederim, acele etmekte yavaş olmanızı..

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here