Arazisi oldukça geniş bir sitede oturan bir arkadaşımın evine gittim bugün. Hava da mis gibiydi malum. Günümüz yaşam alanlarında, bizim çocukluğumuzda “bahçe” dediğimiz yerlerde artık “beton zemin ve araba cenneti” var olsa da site yönetimi çevre düzenlemesini yaparken çimen kokusunu çocuklardan esirgememenin çaresini bulmuş.

B Blok’un önüne kadar geldim. Geniş bir holün ötesinde apartman kapısı ve zillerin bulunduğu alana sekiz-on adım kala 3-4 yaşlarında, kumral saçları sırtından ipek gibi süzülen bir kız çocuğu yolumu kesti. Kırk yıldır tanışıyormuşuz gibi bir karşılama, heyecanlı bir anlatım ve el kol işaretleri ile direkt konuya girdi.

“Bunu götürcem ben, arkada var ya, oynadım, şimdi bırakıcam, park var ya orda, gidicez koyucaz bunu, tuba teyzem dedi git, annem orda, biz gidicez gelicez, bıcır bıcır bıcır…”

“Dur dur! Anlamadım tane tane söyle.”

“Bunu bunu diyorum…” Önümüzde duran, kendi boyundan belki az daha küçük pembe-mavi renklerdeki oyuncak otomobili gösterdi, kırmızı ojeli minnacık parmakları ile.

“Bunu bir yere mi götürmek istiyorsun?”

“Evet, park var ya orda, gitcez, gelicez, annem tuba teyzede, oynadık biz, bırakcaz bunu.”

Otomobili direksiyonundan tutup havaya kaldırdı ve hızlı adımlarla beni de peşinden sürükleyerek ve aralıksız konuşmaya devam ederek yola koyuldu hanımefendi! Kelimelerini anlamakta güçlük çekiyordum. Yakaladıklarımla mantıklı bir cümle yaratmaya çabalasam da nafileydi. Benden ne istediğini anlamış değildim. Fakat çoktan yola koyulmuştuk ve o önde ben arkada kararlı adımlarla yürüyorduk.

“Otomobili ben tutayım mı?”

“Yok, bak ben tuttum.”

“Peki benden ne istiyorsun? Sana nasıl yardım edebilirim?”

“Bunu bunu götürcez, oynadık biz, yerine koycaz, parkta, bırakcaz, gitcez, döncez.”

“Bu otomobili bir yere bırakacağız. Sen taşıyacaksın. Sonra geri döneceğiz. Öyle mi?”

“Hı hı. Park var ya orda…” Aynı kararlı adımlarla hiç duraksamadan yürüyoruz bu arada!”

“Tamam da ben sana nasıl yardım edeceğim?” Bunu sorarken, herhalde oyuncağı bırakacağımız yerde bir yükseklik var, uzanmamı falan isteyecek diye düşünüyorum. Bana anlattıkları arasında kendisinin yapamayacağı herhangi bir şey yok gibi görünüyor. Ya da belki de orada birine teslim edilecek de benim bir şey söylememi isteyecek diye düşünceler geçiyor aklımdan.

“Bırakcaz işte, parka, orda var ya park, oynadık biz, sen de gelcen.”

Sitenin bir ucundan yola çıkıp öteki ucundaki çocuk parkına kadar kararlı ve hızlı adımlarla yürüdük. Küçük hanım bir yandan hiç susmadığı ve bir yandan da direksiyonu tuttuğundan biraz nefes nefeseydi ama durmaya hiç niyeti yoktu. Parkın önüne geldik. Orada bulduğu boş alana otomobili bıraktı.

“İşte bura,” dedi. “Hıh, oldu,” dedi ve aynı şekilde geri dönüş yoluna geçtik. Hiç itiraz etmeden onu takip ediyordum bu esnada.

“Bu kadar mı?”

“Evet, oynadık biz, yerine koydum ben otomobili.”

“Adın ne senin?”

“Elif”

“Saçların çok güzel.”

“Evet ama ….. olmuyor.” Ne olmuyor dediğini anlamadım fakat bunu söylerken az önce boşalan iki eli ile saçlarını iyice geriye doğru attı. Taytı, uzun tişörtü ve botları ile o kadar güzel di ki! Farkındaydı ve kendine güveni tamdı.İhtiyacı olan sadece eşlikti…

“Annen nerede senin?”

“Orda orda. Tuba teyzemle bekliyo beni.”

B Blok’un önüne geri geldiğimizde iki kadın duruyordu çimenlerin üzerinde. “Hıh, geldin mi kızım?” dedi kadınlardan biri, gayet normal bir ses tonu ile.

“Merhaba.”

“Merhaba.”

“Şey… Biz beraber gittik oyuncağı bıraktık geldik.”

“Hı hı tamam. Teşekkürler.”

Kadın hiç garipsemedi durumu. Elif annesinin yanına geçti, elini tuttu.

“Şey… Ben tam anlamadım ama kızınız sanırım oyuncağı parka bırakmak istedi.”

“Evet, oynamışlardı yerine bırakmasını söylemiştim.”

“Anladım.” Halen durumu garipseyen kimse yoktu.

Ya da garip olan bendim,açık seçik görüneni halen anlamadığım için. Elif’in bir hedefi ve eylem planı vardı. Nereye ve ne amaçla ve nasıl gideceğini biliyordu. Bunu yapabileceğine emindi. Tek bir şeye ihtiyacı vardı eşlik edene, onu da uzandı ve aldı. Yolumu kesti, bana hedefi tarif etti sonra da yolculuğuna kattı. O yere birlikte yürüdük ve geri döndük. Onu yolda tuttum! Ben başka hiçbir şey yapmadım. Ve onun tek gereksinimi buydu.

“Sanırım Elif kendisine eşlik etmemi istedi…”

Bunu duyan küçük hanımefendi utangaç bir gülümseme ile annesinin koluna sarıldı. Uzanıp ipek saçlarını okşadım, çok güzeldi…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here