Dondummmm! Denizin üstü diye mi birden buz gibi oldu hava anlamadım. Az önce kıyıda göğsüm bağrım açık bekliyordum 17.00 Beşiktaş – Kadıköy motorunu. Koşar adım çıktım merdivenleri açık havada oturayım diye. Mis gibi kokuyor hava üstelik bahar bahar. Yine de tedbiri elden bırakmadım ve üst katın ilk sıralarından birine geçtim, kenarlarında rüzgâr kesen muşambalar var. Motorun hareket etmesi ile taş çatlasa yarım dakika falan durabildim. Hiç ertelemeden kalkıp aşağıya inerek içeri geçmeye karar verdim. Demek ki biraz daha bekleyeceğiz püfür püfür boğazda tekne havalarını…

O da nesi? Şaka mı bu? Yalnız değilim arkadaş! Motorun iç kısmı tıklım tıklım insan dolu. Hatta 25-30 kişi de ayakta. Mecburen ben de yaslanacak bir kenar köşe bakındım. Kapı ağzına yakın, tüm sıralara dikey pozisyonda yerleşik tek sıranın dibinde ayakta duran iki liseli kızın yanı başında dikilecek yer buldum kendime. İyi ya madem, böyle gideriz, donmaktan iyidir. Ben de sanıyorum ki yine herkesten önce üşüyenlerdenim…

Şu tek sıranın ortasında oturan yaşlı teyze bana mı bakıyor? Yok canım, bitişikteki kızlara göz gezdiriyor herhalde. Canım benim, belki de oğluna falan düşünüyordur. Kıyamam, başı örtülü, kucağında çıkını, bastonuna yaslanmış etrafı izliyor. Kim bilir nerelerden geliyor. Ama sanki bana bakıyor gibi.

Göz göze geldik bir an. Neden ki?

Ay inanmıyorum, kadıncağız birilerine yer açmak için sıkışmaya çalışıyor resmen. Ölürüm ben sana ya! Ama bana bakıyor? Benden başka ortalıkta ayakta duran bir sürü insan var, üstelik ben bir yere yaslanıyorum bile. Bakışlarımı kaçırayım bari bana da öyle gelmiş olabilir.

El ediyor teyzem. Ben mi? Evet evet beni çağırıyor eliyle. Çok tuhaf değil mi? Ayıp olmasın bari gideyim. Yaklaşıyorum ve o an teyzem eliyle yanında açtığı boşluğu işaret ediyor. Oturuyorum popomun ucunda, çantam kucağımda mahcup hissediyorum. Bakışlarımı nereye koyacağımı şaşırıyorum. O an teyzem biraz daha sıkışıyor ki arkama yaslanayım. Halen bakamıyorum yüzüne. Yavaş yavaş popomu geriye kaydırarak yaslanıyorum arkama.

“Teşekkür ederim”

“Bir şey değil.” Bastonuna yaslı öylece duruyor.

Bu kadar insan içinden beni seçti, karşılığında bir şeyler vermeliyim ama ne? Sohbet sever yaşlı insanlar diye geçiriyorum zihnimden ama zihnime müdahale eden bambaşka bir gücün varlığını fark ediyorum ruhumda.

“Sadece al…” diyor bir ses içimde.

“Ama neden beni seçti ki kendi alanından vermek için bu teyze?”

“Senin konun bu değil.”

“Nasıl?”

“Sevgiyi koşulsuzca alabilecek misin?”

“Koşulsuz sevgi almak mı?”

“Evet. Koşulsuz vermek ne demek biliyorsun.”

“Sanırım”

“Şimdi bir de koşulsuz almayı dener misin?”

“Ne yapmalıyım?”

“Hiçbir şey”

“Anlamadım”

“Motordan inene dek öylece durup teyzeden akan enerjiyi kabul eder misin?”

Zor geliyor duyduğum şeyi yapmak. Elimi kolumu nereye koyacağımı bilemezken öylece durmak. Teşekkürden başka söz etmemek. Neden ben diye düşünmemek. Ve evet deniyorum…

Teyzenin nefesine odaklanıyorum. O saniye bedenim gevşiyor, başka insanların sesleri uzaklaşıyor. İkimiz de önümüze doğru bakıyoruz, ufka bakar gibi. Duruyoruz. Nefes nefese. Teyzenin nefesinden iliklerime kadar yayılan, bedenimin farklı bölgelerinde dalgalanmalar yaratan büyülü his an be an beni rahatlatıyor. Kabul ediyorum.

Hafiflik, güven ve huzur…

“Her şey yoluna girecek, bekle…” diyor yaşlı teyze suretindeki bilinmeyen o sessiz ses ve birkaç cümle daha ekliyor zihnimi hanidir yoran meselelerime dair.

Başımı kaldırıp dışarı doğru bakıyorum. İskeleye yanaşmakta olduğumuzu görüyorum. Zaman sıçramış gibi. Sadece birkaç saniye öylece durduğumu sanıyorum oysa ben. Birden teyzemin parmaklarına ilişiyor dikkatim. Nasıl yaşlı, nasıl yorgun eller, parmaklarının son boğumları kırık gibi içe kıvrık ve her iki elinde de yüzük var. Birinde alyans ötekinde ise ilk bakışta ejderha figürüne benzettiğim bir halka.

Ayrılmadan önce son kez kelimelerin ayakları yere basan güvencesine gereksinim duyuyorum. Astral dönüşü gibi. O zaman fark ediyorum ki sağ elindeki yüzükte ejderha figürü yok sadece örgü deseni var.

“Yüzüğünüz ne güzelmiş?”

“Kız hediyesi”

“Kız hediyesi öyle mi?”

“Evet”

Gülümsüyorum. Başka söz etmeden ayağa kalkıyorum. Bir an arkama dönüp yüzüne son kez bakıyorum, eksik kalan bir şey var mı diye. Yaşlı teyze bastonuna yaslı, motordan kesinlikle inmeyecekmiş gibi ilk andan beri süregelen duruşunda oturmaya devam ediyor. Bana bakmadan.

Bir soru tırmalıyor zihnimi saliseler içinde: Ya onu benden başka gören yoksa?

Hızla kalabalığa karışıp yola devam ediyorum…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here