Kapı çalındı, gelen evin erkeği Hikmet Bey’di. Yirmili yaşlarındaki kızı Narin, kapıyı açmak için hole doğru yöneldi. Annesi Belma Hanım da küçük ve kibar adımları ile onu takip etti. Narin kapıyı ağır ağır araladı. Ellerinde poşetlerle Hikmet Bey kapıdan içeri girerken onun bu tedbir kokan tavrını sorguladı. Narin, kapı deliğinden bakmak yerine, malum zaman kötü, geleni birden değil de usulca kabul etmek gerektiğini söyledi.

Hikmet Bey buna “Hey Allahım” demedi ama öyle der gibi bir ifade takındığı sırada Belma Hanım’ın kendisini karşılayış üslubu dahasını söyletmeye sebep oldu.

“Yine lambayı unutmuş!” Belma Hanım, bunu söylerken biraz alaycı ama aslında çokça da çocuksuydu ses tonu. O duruma içerliyordu daha ziyade. Ancak o sırada kan şekeri yerlerde sürünen Hikmet Bey, normalde espriden anlayan biri olduğu halde bir kükreyiverdi!

“Hey Allahım! Daha kapıdan girerken suçluyorsun insanı. Önce bir hoş geldin de be kadın. Ayrıca unutmadım, kaç kere söyledim, o lambanın ampulü bildiğin normal ampullerden farklı, alışverişe gittiğin marketlerde bulamazsın. Işıksız mı bıraktık sizi? Her akşam arka odadaki lambayı getiriyorum salona öyle değil mi?” Tam burada Hikmet Bey, karşı takımı iki kişi kabul etmişti. Buna sebep Narin’in sessizce dudaklarını ısırmaya başlamış olduğunu fark edişiydi.

Yaklaşık 1 haftadır salonun bozulan halojen lambasına yeni ampul alınması gerekiyordu. Her yerde bulunan bir tür olmadığı için de ev ahalisi Hikmet Bey’in tedarik etmesini bekliyordu. Ki zaten diğerleri defalarca kez almaya niyetlenmiş olsalar da Hikmet Bey konuya sapa bir meşakkat yükleyerek bu işi ancak kendisinin halledebileceği tavrını koyuvermişti ortaya. Hal böyle olunca, Belma Hanım’a da Narin’e de beklemekten başka seçenek kalmamıştı.

“Biraz sakin olur musun baba. Neden bu kadar gerginsin. Bir şey söylemedi ki kadın sana!”

“İnsan kapıdan girerken daha sıcak bir karşılama bekliyor. Ayrıca sen niye karışıyorsun ki?”

Birkaç saniye içinde herkes çil yavrusu gibi dağılmıştı. Hikmet Bey öyle sık esip gürleyen biri değildi. Narin’e göre ekstra bir gün yaşadığı aşikardı. Ancak Belma Hanım’ın algısı daha bir kırılgandı.

Hikmet Bey, odasına geçti, üstünü başını değiştirmeye koyuldu. Belma Hanım televizyon kumandasını aldı ve televizyonun karşısına oturdu. Kaşlar çatık, dudaklar bükük, ağladı ağlayacak…

Narin, önce öfke alanına müdahaleyi seçti. Babasının yanına gitti. Biraz şakalaşmayı denedi ama işe yaramadı. Sonra soru sormayı denedi ama Hikmet Bey o gün kendisini o denli sinirli kılacak herhangi bir olumsuzluk yaşamış gibi görünmüyordu. Ama birden “Ne yiyeceğiz?” diye soru gelince uyandı Narin. Yine bütün gün yemek yememişti kesin bu adam. Ondan kan şekeri yerlerde süründüğü için terör estiriyordu. Hemen koştu mutfağa yemeği ısıttı, Hikmet Bey elini yüzünü yıkarken sofra hazır onu bekliyordu. Zaten daha iki lokma aldığında yumuşacık olmuştu bile.

Yalnız bu sırada Belma Hanım bu kez odaya gitmişti. Bu adamın yüzünü bile görmek istemiyorum, aç otururum duruşuna geçmişti çoktan. Narin, bu kez kırılganlık alanına müdahale için yanına gitti. Odadan içeri girdi. Belma Hanım yatağın üzerinde oturmuş, elindeki kağıt mendili evire çevire başını döndürüyordu.

“Annem…” diye söze başladı Narin, sıcak ve sevgi dolu bir ses tonu ile.

“Valla yetti canıma! Bıktım artık bu adamdan. Yeter be yeter sürekli azarlıyor!”

“Annecim haklısın bugün çok sinirli geldi ama…”

“Vallahi bıktım anlıyor musun? Bu adam her yaşında böyleydi, hep karşısında çocuk var sanıyor.”

“Tamam bak ben ne diyorum sana, haklısın hem de çok haklısın ama…”

“Yok artık gece yattığımda vallahi al şu canımı diyorum! Öleyim de bitsin bu işkence diye yalvarıyorum.”

Narin bir an durdu ve bu yolla bu işi dönüştüremeyeceğine kanaat getirdi. Annesinin huyuydu bu neticede. O ne kadar yapma etme, ama şöyle ama böyle dese de sonuç değişmeyecekti.

“Anne” dedi bambaşka ama ciddi bir haber verecekmiş gibi bir ses tonuyla. Belma Hanım bu tondaki vurguyu içgüdüsel olarak yakalamış olmalı ki tepki verdi.

“Efendim”

“Sen onu bunu bırak da başka önemli bir meselemiz var.”

“Neymiş o?”

“Yakında benim bir yerimden kötü bir hastalık çıkacak sanırım.” Narin bunu öyle bir tonla söylemişti ki sanki gerçekten allah korusun da böyle bir durumu öğrenmiş gibi konuşuyordu.

“Töbe töbe!”

“Yok ciddiyim ben. Düşünüyorum bir süredir bunu.”

“Kızım saçmalama offf.”

“Ya anne bak sizin bu kavgalar falan, çok farkında olmuyoruz ama benim bir yerimden çıkacak gibime geliyor.”

“Aaaaa! Ne biçim konuşup sinirimi bozuyorsun.”

“Neyse ya haklısın, affedersin boş ver takma sen kafana. Ben öylesine söyledim sana. Sen zaten ölmüş olacaksın. Öyle diliyormuşsun ya geceleri, uğraşmayacaksın benim durumumla.”
Belma Hanım bir an kızı ile göz göze geldi ve kahkahayı patlatıverdi!

Evet bu da normal değildi belki ama kendini öldürmek istercesine acı yüklü olmak hali yerine anormal sayılacak bir kahkaha hiç şüphesiz daha sağlıklıydı. Taktik işe yaramış görünüyordu.

“Hadi kalk salona” dedi Narin. Öptü annesinin yanaklarından. Birlikte az önceki gerginlik hiç yaşanmamış gibi salona geldiler. Hikmet Bey’in kan şekeri tırmanışa geçtiği için her şey normale dönmüştü.

“Ooo dolma mı yiyorsun, afiyet olsun” dedi Belma Hanım.

“Çok güzel olmuş,eline sağlık hanım” dedi Hikmet Bey.

Narin, mutluca kendi ışıklı odasına çekildi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here