Kıskanabilen bir kadın olduğum doğrudur.

Şükür ki öyleyim! Kırkından sonra bunu inkâra hacet yok.

Hercai gençlik oldukça gerilerde kaldı.

Sevdiğim insanın var oluşunu kısıtlamak asla değil, modern zamanın eciş bücüş, örselenmiş fikirleri ile zihni balçığa bulamaya tahammülüm hiç yok.

Evet, biraz eski topraklık var hamurumda. Öyle yetiştim ben. Geri kafalı diyemezsin bana, aksini ispata değecek ziyadesiyle hikâyem var.

Her şey insanlar için!

Mesele ötekini yargılamak değil, aidiyetinde kalmak. Güven alanı varsa, kıskançlık duygusu açığa çıkma ihtiyacı duymaz.

Kıskanabiliyorsam, budala olmadığımdandır yani güven zemininin varlığını ya da eksikliğini hissedebilme becerisine sahip olduğumdandır.

Mekanı henüz terk etmemişsem umudum tükenmediğindendir.

Fazlasıyla hassas bir kadın olduğum doğrudur.

Baş edilesi kırılganlığımı yönetmeyi epeyce öğrendim, sıkıntı yok. Çuvalladığım zamanlar illa ki oluyor.

Çok sıkışınca ya oturup mektup yazarım ya da rakı sofrasında dökerim içim. Olmadı birikir birikir kriz patlar bir gün, önce bir öfke kalkanımı kuşanır sonra böğüre böğüre ağlayarak atarım zehiri.

Hiçbir duygu örtülü kalmaz bu bedende, yeter ki farkında olayım.

Ha illa ki zaman alır, insanın kendini fark etmesi.

Savaşçı bir ruh olduğum doğrudur.

Geriye dönüp baktığımda madalya aldığım hiçbir başarı gösteremem sana.

Hayat öyle bir şey değil.

Her şey zamanın içinde erir gider. Geriye sadece şimdi kalır.

Girip çıktığım nice sokaklar, bitmek bilmeyen arayışlar, varoluş sancıları.

Benim savaş dediğim, kendi deniz fenerinin haritası peşinde, iç yolculuğunu tutkuların en yüksek boyutundan yaşamak hali.

Mühendis, edebiyatçı, sanatçı, şifacı, koç, yazar, iletişimci, dost, sevgili…

Ne dersen de…

Hangi paylaşımımızda nereye denk gelirse…

Kelimeler niyetlerimizin üzerine giydirdiğimiz, desenli kumaşlardan biçilmiş elbiselerdir…

Ruh çıplaktır!

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here