“Kalbin uyanışı”, “aydınlanma”, “yükseliş” olarak tanımladığımız, Öz’e dönüş fenomeninin bir metafor olmadığını, fizik bedenimizin içinde yer alan, “etten olan kalp” yoluyla gerçekleştiğini biliyor musunuz?

Duygu farkındalığı ve kalbin uyanışı arasındaki ilişki nedir? “Saflaşma” ne anlama geliyor?

Kalbin Yolunun sırlarla dolu dünyasına, Sufizm, Hristiyanlık, Yahudilik, Doğu Mistisizminin peygamberleri, üstatları, ışığa kanal olan görevlilerin eserleri, aktarımları ve keşifleriyle kapı aralayan bu dopdolu aktarım ile Kalp’in içine doğru bir keşif yolculuğu…

 

Kalbin Yolu ~ (Birinci Bölüm)

 Hristiyan ezoterik gelenekleri ışığında, Zihnin ötesindeki Yol üzerine

“Zihni kalbin içine yerleştir… Zihni kalbin içine yerleştir… Rabb’inin karşısında dururken zihnini kalbinin içine al.”

Doğu Hristyanlığı’nın kutsal mistik metinler koleksiyonu Filokalya1 (Philokalia)’nın sayfaları arasından bu cümle sürekli tekrar eden bir nakarat gibi yankılanıyor. Tonundaki kesinlik ve ısrarcılığı son derece çarpıcı. Ruhsal edinimin bu yüceltilmiş halini nasıl tanımlarsanız tanımlayın – “kurtuluş”, “aydınlanma”, “tefekkür” ya da “ilahi birleşme”, temelinde bu gizli kod bulunuyor. Bu kod biricik ve tek. Kadim dönemlerdeki ruhsal üstadların sahip oldukları bu bilgi neydi? Ve bu bilgi neden çağdaş bilinç doktrinlerinde daha gözle görünür biçimde ifade bulmamıştı, insanın düşününce meraklanmaması elde değil.

Sorunun bir kısmı şu ki bu kadim öğreti, bizim çağdaş kulaklarımıza ulaşırken kaçınılmaz bir biçimde filtrelemeden geçerek, onun özüne hizmet etmeyen bir anlama bürünüyor. Modern zamanlarda “kalp” kelimesi öncelikle (akli melekelerin işleyiş biçimine ters anlamlı olarak) duygularla özdeşleşmiş halde. Buna bağlı olarak da yönlendirme şu hali alıyor; “zihninden çık, duygularına gir” – ki bu aslında ruhsal yönlendirmenin gerçekten söylemek istediğinin neredeyse 180 derece tersi.

Elbette ki kalbin ana dili duyarlıktır – derin hissedişten doğru açığa çıkan algılama halidir. Ancak şu bilgi çağdaş yolcular için şok edici bir etki yaratabilir: Günümüzde duyular dünyasıyla özdeşleştirdiğimiz şeyler – tutku, drama, yoğunluk, kuvvetli hisler – kadim zamanların anatomi eserlerinde kalp ile değil, karaciğerle ilişkilendirilen özelliklerdir! Sahici bir duyarlılıktan daha çok ajitasyon ve bulanık bir yoğunluğun (yüksek derecede safra suyu) işaretleridir. Dahası, sahici bir duygu dünyasına sahip olunmasının önündeki engeller, onun gerçek doğasına zarar veren ve enerjisini çalan sabotajcılar olarak tanımlanırlar.

Dolayısıyla, bu kadim metinlerdeki bilgeliğin kodlarını çözmeye başlamadan önce, ruhsal saflığa giden yol olarak coşkusallığa olan hayranlığımızı usulca bir kenara bırakmalı, ve bu öğretilerin kaynağı olan, kalbi çok daha engin ve ışıltılı bir formda ele alan klasik anlayışa geri dönmeliyiz.

Peygamber Hz. Muhammed’in kalbinin üç İlahi elçi tarafından arındırılması (The purification of Muhammad’s heart by three Divine messengers. Bal’ami. Early fourteenth century (parabola.org)

Batı’nın büyük bilgelik geleneklerine göre (Hristiyanlık, Musevilik, İslam), kalp ruhsal algılama halininin en önemli organıdır. Onun temel görevi görünür olanın, şeylerin sınırlı yüzeyselliklerinin ötesine bakmak, ve bilinmeyen bir enginlikten doğru büyüyen daha derin bir gerçekliği algılamaktır… Bu gerçeklik hayatın içinde hapsolmadan, onun üzerinde parmak ucu dokunuşlarla oyun oynayan hafifliktedir: anlamın, içbilişin ve açıklığın bütünüyle farklı bir biçimde bir araya geldiği bir dünyadır burası.

Aziz Paul bu başka türlü idrak halinden “inanç” olarak bahseder. İnanç, umudedilen şeylerin gerçekliğe bürünme hali, görünmeyenin kanıtıdır, ancak “inanç” kelimesinin kendisi dahi çizgisel zihin tarafından çoğunlukla yanlış anlaşılır. Onun resmettiği (çoğunlukla yanlış anlaşılan kısım budur) karanlığın içine doğru bir sıçrayış değil, karanlık içinde gizli bir alandan görme halidir – özümüzün derinliğinden göz kırpan, kolay kolay tarif edilemeyen altın rengi huzmenin gerçekten bir anlamı ve amacı olduğunun içsel bir kesinlilikle görülebilmesine olanak veren bir tür ruhsal gece görüşüdür.

Bu geniş açılı ruhsal algıyı en kapsamlı şekilde çağdaş bir Sufi üstadı olan Kabir Helminski ele almıştır.

“Hiç kullanmadığımız gizli bilinçaltı melekelerimiz var. Sınırlı analitik aklın ötesinde, içgüdü, bilgelik, birlik duygusu, estetik, niteliksel ve yaratıcı melekeler, biçim ve sembol oluşturucu yetenekler gibi psişik ve duyudışı yetileri barındıran engin bir okyanus var. Bu melekeler pek çok sayıda olsalar da, onlara tek bir isim veriyoruz, ki bunu yapmak çok doğru olur, çünkü onlar birlikte bir konser halinde iken en iyi şekilde çalışıyorlar. Birlikte bir zihin oluşturuyorlar, ve bu zihin kozmik zihin ile bağlantıda. Bu zihnin tümüne “kalp” diyoruz.”2

devam ediyor:

“Kalp varoluşun gizli seviyelerinden gelen ışımaları alan bir antendir. İnsan kalbi yüzeysel ve tepkisel ego benliğin ötesinde bir yerde işleyişe sahiptir. Kalbi, ya da ruhsallaştırılmış zihni uyandırmak, zihni kozmik alana, sevginin sonsuzluk alanına katarak, onu daha duyarlı, odaklı, enerjik, ince enerjilere açık, arınmış hale getirmeye adanmış sınırsız bir süreçtir.”

Bu cümleleri okuyan bazılarınız bu kalp öğretisine “İslami kaynaklı, ancak Hristiyan kaynaklı değil” ayrımı ile yaklaşabilirler. Kalbi “ruhsallaştırılmış zihin” – “Yaratıcı tarafından tefekkür için yaratılmış organ” – olarak görme anlayışı gerçekten de en derin ve kapsamlı ifadesini Al-Hakim al Tirmidhi gibi büyük Sufi üstadların eserlerinde bulmuştur.

Ancak bu anlayış Hristiyanlık öğretisinin de temelini oluşturur. Filokalya’da toplanmış olan Kalbin Duası 3 üzerine Ortodoks öğretilerinin yanısıra, tamamen kutsal kitaba ait bir kavramdır. İncil’in Gerçek Mutluluk (Matta 5:8) bölümünü açtığınızda, İsa’nın kelimeleriyle şöyle yazar: “Ne mutlu kalbi temiz olanlara! çünkü onlar Tanrı’yı görecekler.”

“Kalbi temiz olmak” ne anlama geliyor, bir süre sonra açıklayacağız. Ancak aşikardır ki İsa, kalbi ruhsal algıya açılan bir organ olarak gördüğü temel bir kavrayışa sahipti. Ve insan bilincininin kuantum sıçramasına katalizör olması için kendine ait son derece spesifik bir yöntemi vardı. The Wisdom Jesus adlı kitabımda, onun dualite ötesi uyanışa açılan bilinç dönüşümünü sağlayan yol olarak “serbest bırakma” anlayışı üzerine kurulu bu metodunu detaylı bir biçimde açıklıyorum. Bu amaç onun öğretisinin kalbini oluşturur, yirmi yüzyıldır tüm gözlerden gizlenmiş haldedir.

Burada anlaşılması gereken temel nokta, kalp öğretisinin yalnızca İslami ya da Hristiyan kaynaklı bir vahiy olmadığıdır. Eğer bir başlangıç vermek  gerekiyorsa bu, büyük bir evrime kuluçkalık yapan Yahudilik olmalıdır; Ortak Çağ (Hristiyan Çağı) gelmeden önceki son birkaç yüzyılda, büyük İsrailli peygamberler bilincin ufkunda yükselen çığır açıcı bir yıldızı hissetmeye başlamışlardı. Yehova yeni bir şey yapmak üzereydi, Hezekiel Peygamber, Allah’ın kalbinden şu sözleri indirmiştir:

“Sizi uluslar arasından alacak, bütün ülkelerden toplayıp ülkenize geri getireceğim.  Üzerinize temiz su dökeceğim, arınacaksınız. Sizi bütün kirliliklerinizden ve putlarınızdan arındıracağım. Size yeni bir yürek verecek, içinize yeni bir ruh koyacağım. İçinizdeki taştan yüreği çıkaracak, size etten bir yürek vereceğim. Ruhumu içinize koyacağım; kurallarımı izlemenizi, buyruklarıma uyup onları uygulamanızı sağlayacağım.  Atalarınıza verdiğim ülkede yaşayacak, benim halkım olacaksınız, ben de sizin Tanrınız olacağım.”(Hezekiel 36:24–28)

Ufukta yepyeni bir batınilik doğuyordu, varoluşun desenini, herhangi bir dış kural ya da forma gerek duymadan, tamamen içeriden okumak üzerine. Ve Batı tarihinde ilk kez bu “içeriden görme” yetisi kat’i bir kesinlikle kalp ile ilişkilendirilmişti – daha açık bir dille, “etten olan kalp” ile.

Tüm bunların ışığında ben İsa’yı, İbrani peygamberler soyunun bir sonraki peygamberi olarak, Hezekiel tarafından ilk kez dile getirilmiş olan “kalp ameliyatı”nı yapmak üzere inmiş en büyük “kardiyolog” olarak görüyorum.

GERÇEKTEN BAHSEDİLEN FİZİKSEL KALP MİDİR?

Evet, gerçekten burada bahsettiğimiz, bizi dört başı mağmur ruhsal diyarların harikalıklarla dolu yolculuklarına bedensel olarak çapalayan,  bedenimizde yer alan fiziksel kalbimiz.

Ölüler Kitabı, Kalbin Tartılması’ndan bir sahne, Ani Papirüsü (The Weighing of the Heart from the Book of the Dead of Ani. c. 1300 B.C. British Museum

Ve yine Doğu Ortodoks geleneğine baktığımızda, tüm vurgunun göğüs üzerinde olduğunu görüyoruz. Göğüs bölgesi, elle tutulur şekilde hissedilebilen fiziksel bir ısı oluşturarak duanın hareket ediyor ve işliyor olduğunun işareti haline geliyor:

“Kalbin üzerinde sabit kalmak, zihni kalbin içine almak, zihinden kalbe inmek – bunların hepsi birbiri ile aynı. Çalışmanın sırrı dikkati yoğunlaştırmak ve görünmez olan Yaratıcı’nın önünde zihinde kalarak değil, göğüse inerek durmak, kalbe yakın bir yerde, kalbin içerisinde olmak. İlahi sıcaklık geldiğinde, tüm bu hal apaçık halde anlaşılacak” 4

Ve daha da açık bir halde anlatıldığı gibi:

“Çöl Babalarının5 söylemlerine baktığımızda, zihnin dua yoluyla kalbin yerini bulduğunu okuyoruz. Burada işaret edilen kalbin içinde varolan ruhsal melekelerdir. Yaratıcı tarafından kalbin üst bölgesine konulan  bu ruhsal meleke insan kalbini, hayvanların kalbinden ayırır. İnsan ruhundaki entellektüel melekeler ise, ruhla ilgili olmalarına rağmen, beyinde yer alırlar, yani başın içinde: aynı şekilde, insan ruhu dediğimiz ruhsal melekeler de, yine ruhla ilgili olmalarına rağmen, göğsün sol meme ucuna yakın, biraz üzerindeki kalbin üst tarafı içinde yer alırlar.” 6

Bu fenomenin bu denli fiziksel oluşu bazı okuyucularımızı hoşnut etmeyecek olsa da, çağdaş fenomenolojist Robert Sardello da kalbin ruhsallığından ciddi biçimde bahsetmek istiyorsak, fiziksel kalbi bütünüyle konuya dahil etmemiz gerektiğini söylüyor.

“Sessizlik: Bütünlüğün Gizemi” kitabında anlattığı gibi, kalpten bahsederken daima “kalp organı” ifadesini kullanıyor, çünkü kalp “fiziksel, psişik, ve ruhsal bir organ” olarak üç katmanlı bir işlevi eşzamanlı olarak yerine getiriyor. Bu üç katmanlı aktivite alanı sayesinde kalp olağandışı dönüşüm güçleriyle donanmıştır.  “Dini ibadetlerin gerçekleştiği alan olarak kalp”e odaklanan pek çok spiritüel gelenek varsa da Sardello’ya göre bu geleneklerin çoğu kalbin bu kendiliğinden işleyişine odaklanmaktan uzaktırlar, ki bu işleyiş zaten halihazırda ruhsal olan bir doğadadır.

Kalbin bu “kendiliğinden ruhsal işleyişinin” nasıl bir his olduğunu aktarabilmek için Sardello, okuyucularını kendi kalplerinin iç odalarına doğru derin bir keşif yolculuğuna çıkarır. İçsel çalışmanın iki klasik aracı olan odaklanma ve hissetmeyi kullanır. Vizyonlama ve duygu kullanımı yerine, yoğunlaştırılmış hissetme yoluyla kalbin içine erişmenin yolunu öğretir. Ve orada kalbin kendiliğinden olan titreşimsel imzası keşfedilir; “saf mahremiyet… hiçbir şey ya da kimse ile ilişkilendirilemeyecek bir mahremiyet.”

Ben bu egzersizi bir kaç kez uyguladım ve sonuçları karşısında şaşkınlığa uğradım. Bu “saf mahremiyet” alanını daha önceden tanıyordum, Merkezlenme Duası yaparken bazen beni çevreleyen altın rengi şefkat alanı gibi… Ancak daha önce hiç bu kadar güçlü ve net bir biçimde,  Kabir Helminski’nin ifade ettiği gibi “içinden aktığı kozmik alan, sonsuz sevgi” ile mükemmel uyum içinde titreşen bir içsel yayın olarak bunu deneyimlememiştim.

Kalbe Girmeye Engel Olan Nedir?

… devamı bir sonraki yazıda.

 

Notlar:

1Filokalya: Yunanca’da “İyi şeylerin sevgisi” anlamına gelen Doğu Ortodoksluğunun mistik İsihazm geleneğine ait ruhsal önderlere ve keşişlere ait metinler kolleksiyonu. Filokalya’da yer alan yazılar M.S. 4.yy ile 15.yy’a arasında kaleme alınmıştır (çn)

2Kabir Helminski, Living Presence: A Sufi Guide to Mindfulness and the Essential Self (New York: Tarcher/Perigree Books, 1992), 157.

3 ve 5Hristiyan geleneğinde hayattan yüz çevirme idealinin başlangıçtan beri var olduğu bilinmekle beraber manastır hayatının kökeni, Mısır’da “çöl babaları” diye anılan bazı din adamlarının tek başlarına çöllere ve dağlara çekilip münzevî hayat sürmelerine dayandırılır. Bu inzivaya çekilişin ardında, içtimaî ve siyasî sebeplerin yanı sıra gittikçe dünyevîleşen ve kozmopolitleşen kilise ortamından ve bunun getirdiği yükümlülüklerden uzaklaşmak suretiyle hıristiyan mükemmelliği idealini arama yahut ferdî kurtuluşa erme çabalarının da bulunduğu kabul edilir. Münzevî (hermitic) hayat biçimini seçmiş hıristiyan din adamlarının en meşhuru “keşişlerin babası” olarak da bilinen Aziz Antony’dir (ö. 355).Çöl Babaları’nın söylemleri, yani deyişleri; duanın ve kesintisiz duanın uygulanmasına direkt olarak bağlı olan bir edebiyat biçimi olarak tanımlanabilir ve de duanın en yüksek zirvesine çıkarmayı hedefler. Özellikle Mısır’da, dördüncü ve beşinci yüzyıllarda, keşişler, kendilerini tamamen Allah’a adayarak belirli bir yaşam sürmek üzere çöle çekildiler ve bu yaşam tecrübesini şakirtlerine aktardılar.

4E. Kadloubovsky and E. M. Palmer, eds., The Art of Prayer: An Orthodox Anthology (London: Faber and Faber, 1966), 194.

6 Helminsky

Cynthia Bourgeault, “The Way of the Heart” adlı çalışmasından Selin Mikaela Bolu tarafından derlenerek çevirilmiştir.

https://www.facebook.com/selin.bolu

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here