Karanlık yanlarınızı seviyor musunuz ?

Hadi daha insaflı sorayım, onları kabul ediyor musunuz ?

Çok zor değil mi bu sorunun cevabı..Aslında zor değil, cevap evet ya da hayır olacak.

Zor olan doğru cevabı vermek, yani “evet onları kabul ediyorum” demek.

Peki karanlık yanlarınızın farkında mısınız ?

Ya da ne kadar farkındasınız ?

Gördüğünüz üzere soru soruyu takip ediyor, hepsi de hafif iç sıkıntısı yaratıyor itiraf edin.

Debbie Ford “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” kitabında diyor ki, ışığı bulmak herkesin hedefi ancak, yalnızca karanlık yanlarını kabul edenler, edebilenler mi demeliyim, ışığa ulaşabilirler.

Ah şu kişisel gelişim denen meret, her an bir çalışma alanı çıkarmak zorunda mı karşımıza.

Sanırım zorunda! Başka türlü, nasıl büyüyelim ? Öyle değil mi?

Şimdi bir egzersiz yapalim hep birlikte;

Bir kağıt kalem alın öncelikle.

Çok sevdiğiniz/beğendiğiniz/hayran olduğunuz ünlü/ünsüz bir kişiyi düşünün.
Ve önünüzdeki kağıda onu neden beğendiğinizi yazın, sıralayın aklınıza gelen her türlü olumlu özelliğini, sizi kendine hayran bırakmasının nedenlerini.
Birden fazla kişi geldiyse aklınıza, hepsi için bunu yineleyin.

Şimdi kağıdın arkasını çevirin ve bu sefer de hiç sevmediğiniz/beğenmediğiniz ve hatta sinirlerinize dokunan ünlü/ünsüz birini yazın.
O ismin altına da onu neden sevmediğinizi, en çok hangi özelliğinin sizi çileden çıkarttığını düşünün ve yazın. Gene aklınıza gelen başkaları varsa bu kategoride, onları da ihmal etmeyin muhakkak yazın.
Ve bu kağıdı saklayın..

Peki şimdi ne yapacağız ?

Hazır olun bomba geliyor, o listelediğiniz her özellik sizin bir yanınız!

Evet doğru okudunuz, beğendiğiniz ve beğenmediğiniz her türlü özellik sizin birer özelliğiniz.
“Hayır canım nasıl olur? O adam gevezenin teki ve ben geveze insanlardan nefret ederim! Benimse ağzımdan kerpetenle laf alınır” ya da “Aaa yok artık, şımarık bir kadındır o sinema oyuncusu, ben ağırbaşlılığımla bilinirim” diyerek sıyrılmaya çalışanlar olabilir.

Normaldir, hem de çok..
Debbie Ford bunu şöyle açıklıyor.
Tepki duyduğumuz ya da rahatsız olduğumuz özellikler şu anda bizde olmayabilir fakat hayatımızın tümüne baktığımzda, bu reddettiğimiz sıfatları ortaya koyacak durumlarda bulunmuş fakat bu halimizden hoşnut olmamış olduğumuzu görürüz diyor Debbie Ford.
Örnekse, diyelim zeka sizin için çok önemli ve bu konuda iddialı olmayanlara da tahmmülünüz yok. Biraz yavaş olanlar bile liste dışı sizin için.
Geçmişte bir zaman diliminde, zekanızı ortaya koyacağınız bir durumda biri ya da birileri sizi aksiyle suçlayıp ve hatta siz de kendinizi gerektiği gibi zekasını kullanamamış biri olarak hissettiyseniz, bu durumda işte zihinde bir kod oluşuyor.

Zekayı kullanamamak tükaka ediliyor. En dayanamadığınız kişiler listenizde de bu özellik başta yerini alıyor.
Karanlık yan (ya da gölge yan) dediğimiz özellikler işte böyle oluşuyor.

Aslında hiçbir insan her zaman zeki, terbiyeli, güler yüzlü, çalışkan, cesur, düşünceli, vs vs değil. Zaman zaman olabilir ama her zaman değil. Olsa olsa çoğunlukla diyebiliriz.

İnsan bazı zamanlarda da aptal, terbiyesiz, suratsız, tembel, korkak, düşüncesiz, vs vs de olabiliyor. O da her zaman değil. Ama bu da oluyor değil mi, çünkü biz insanız ve mükemmel değiliz!

Demeye çalıştığım şu, bütün bu özellikler bizlerde mevcut hem olumlular hem de olumsuzlar. Yer yer yaşıyoruz onları. Fakat olumluları yaşadığımızda bu halimizi çok seviyor ve kabulleniyoruz, diğer özellikleri ise mümkün olduğunca çabuk bünyeden atmak istiyoruz, kurtulmak istercesine.

Gelişim, bir adım ileri gidebilmekle, bu da “kabullenme”yle başlıyor. “Evet bende bu özellik de var(dı) ve ben bunu kabul ediyorum” demekle. İnkar etmek yerimizde saydırıyor bir güzel.

Ha yanlız bu demek değil ki, “tamam ben kabul ediyorum tembelin tekiyim arkadaş” deyip yan gelip yatabiliriz. Bilakis, buradaki kabullenme tamamen proaktif bir süreç. “Evet bu oldu ama ben şimdi bu özelliğimi değiştirmeyi seçiyorum” diyerek olan bir süreç yani.

Bu durumun en önemli bir diğer faydası ise, karşımızdaki insanlarla empati kurabilmemizi sağlaması. Hani basbas bağırıyoruz ya empati sempati değildir hak vermek gerekmez, anlamak yeter diye. İşte bu o!

Yani diyelim ki sinirlerinizi ayağa kaldıran bir davranışla karşılaştınız. İş ya da özel yaşamda olsun hiç farketmez. Bir saniye durun ve düşünün, “ben neden bu kadar sinirleniyorum?” diye.

Ve sinirlendiğiniz o özelliği hemen kaydedin.

Nedir ? Özensizlik mi, dengesizlik mi, dikkatsizlik mi, patavatsızlık mı, nedir sizi delirten ?

Sonra üzerine düşünün, kendi hayatınızın hangi döneminde bu özelliği sergilediniz ya da sergilediğiniz söylendi ve siz kendinizin bu halini sevmeyip hemen tam karşıtına geçme kararı aldınız.

Yani hangi gün o özelliği tarihinizden sildiniz ?

Buldunuzsa, tamamdır. O zaman empati kurabilir iletişime açık olabilirsiniz. Farkedersiniz ki, herkes bunu yaşayabilir.

Siz bile!

İletişim becerilerinin çıkış noktası kendinizsiniz.
İletişemiyorsanız insanlarla, hala kendinizi ve diğerlerini yargılıyorsunuz demektir.
Işığa gidilecek madem, gölgemizle gidelim, ışığı da gölgeyi de bilelim, bilinçle ve istekle ışığı seçelim..

Bol ışıklı günler..

2 YORUMLAR

  1. Gücünden ve etkisinden ziyadesi ile fayda gördüğüm “Işığı Arayanların Karanlık Yanı” adlı kitabın ve yazınızda inceliklerle tarif ettiğiniz söz konusu öğretinin kendi yolculuğumda açtığı kapı çok ama çok önemlidir. Bugün, şimdi yazınızı okurken çağrışımlar beni başka bir farkındalığa daha taşıdı. Sonsuz teşekkürler…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here