Bu sabah burada bu hafta yapacağım işleri paylaşmayı planlamıştım… Ancak bu işlerin çok ötesine daha elzem bir durum var paylaşmak istediğim.

Ülkemizde ve tüm dünyanın genelinde yükselen bir trend var. Cehalet…

Cehalet’in neler getirip neler götürdüğünden bahsetmeyeceğim. Ancak dalga dalga yayıldığını görmek durumundayız.

Amerika’da, Irak, Suriye, Yemen, İran, Sudan, Somali ve Libya’nın içinde bulunduğu 7 müslüman ülkenin mültecilerine 90 günlük giriş yasağı getirdi. (Bazı haberlerde yeşil kartı olanlar da dahil olarak geçiyor.) Bu durumun vehametinin ve dünyayı neler beklediğinin farkında mıyız?

Böyle bir ırkçı yaklaşımın ‘’sonuç’’ olduğunu görebiliyor muyuz?

Bu durum bulunduğumuz gündem itibariyle ülkemizde de bana göre son raddesinde. Ayrımcılığın en uç noktasını evet ve hayır arasında yaşıyoruz. Ve bu durumun daha da sertleşeceğini öngörmek için de alim olmaya gerek yok.

İşte soru şu; sen bu cehalet karşısında ne yapıyorsun? Ve işler sertleştiği zaman ne yapacaksın?

Çünkü o zaman sevgide kalmak yeterli olmayacak. Zaten kalabilecek misin emin değilim. Derin bir nefes alıp ışığı içinde hissedemeyeceksin belki de… Ve öğrendiğin, bildiğin, bildiğini düşündüğün, inandığın bütün halı altına temizlik teknikleri patlayacak…

Çok gerçekçi bir durumdan bahsediyorum. Ütopya değil, hatta baya distopya… Gidişhatın ta kendisi…

Belki bugünden başlarız birşeylere… Elle tutulur birşeyler yapmaya… Kendimizi bilmeye.

Kendini bilmezsen eğer, içindeki o korkak çocuğu tanımazsan, korkun tetiklendiği zaman, kaybolursun, amacını kaybedersin. Ve bu amaçsız korku halinde neler yapabileceğine sen bile inanamazsın. Bilincinin en ücra köşelerinden çıkıverir cehalet. Korkuyla bezenmiş algın seni bir öfke girdabından öbür öfke girdabına sürükler…

Bu girdaptan çıkmak için sevgi ararsın, ‘’şimdi, şu anda kendimi seviyorum’’ dersin ama… İşte, o anı da belki kurtarırsın…

Kendini bil… İçindeki yüzlerce sureti, yüzlerce egoyu fark et ve tanı. Öfkeli seni de, kin duyan seni de, korkan seni de… O zaman bu duygularla başa çıkabilirsin.

Cehaleti de böyle azaltabiliriz. Çünkü korkan, öfkelenen, kin duyan seni tanıyıp, kabul ettiğinde, o zaman karşıdakinin de neden bu hisleri hissettiğini anlayabilirsin.

Ha, belki diyeceksin ki; cahile laf anlatılır mı, zaten kendi bildiğini okumak, cehaletin doğasında var… E sen de haklısın tabi…

Bunun yanında gözardı edilmemesi gerken bir durum daha var ama…
En azından onu anlayabilirsen, o zaman bir iletişim şansın olabilir.
Ve bence bu şansı denemeye değer…

Çünkü tek işimiz var şu hayatta… O da insan olmak. Geri kalan diğer bütün işler, bütün meslekler ancak birer hobi olabilir. Doğduğunda başlıyorsun bu mesleğe hem de. O zaman bu tecrübeyle hakkını vermek lazım bu mesleğin. Eğer hakkını vermiyorsan, o zaman kolay gelsin sana… Çünkü işten atılma da yok bu meslekte, çünkü kontratın ölüm gününe kadar yapılmış.
Her sabah uyandığında, bu mesleği nasıl daha iyi yapabilirim, nasıl daha iyi bir insan olabilirim diye sormakla yükümlüsün.

Hadi dahayı da geçtim… ‘’İyi insan’’ tanımını hiç yaptın mı kendine?

Bu tanımı yapmadan nasıl ‘’iyi bir insan’’ olabilirsin ki?
Bu tanımı yapmadan, cehaletin karşısında nasıl durabilirsin ki?

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here