Önceleri “Her şey dönüşüyor,” derdim. Şimdilerde anlıyorum ki şeyler hep aynı. Bir duygu, bir temas; olan biten şey, herhangi bir kesişim, ilk anda neyse hep öyle…   dönüşüm

Dönüşen insan! Onun bilinç seviyesi, gelişmişliği, aydınlanışı, bir üst evreye sıçrayışı ya da tam aksi. Düşüşü, gerileyişi, bir adım arkada kalışı, henüz yetişemeyişi, erişemeyişi… Bir şey ne ise hep o! Dönüşen insan…

Önceleri “İnsan isterse değişir, istemeyen kimseyi değiştiremeyiz,” derdim. Şimdilerde anlıyorum ki insan değişmez ancak ve ancak özü ile bağlantı kurar. Bu olan, dönüşümdür. İnsanın özüne geri dönmesi… Bir dolu yaşanmışlık gerekçeleri ile geliştirdiğimiz egolardan oluşturduğumuz sırça fanusu kırıp esas varoluşumuza doğru özgürleşmekten söz ediyorum. Buna vesile, insan insana en görkemli aynadır.

Ne tuhaftır ki hep birilerini yargılarız, bazen açık seçik ya da çoğu zaman içten içe. Oysa hepimizin farklı biçimlerde yaptığı şey aynıdır. İnsan kendini her türlü aramaktadır ki aslında bu aramak da değil, hatırlamaya çalışmaktır.

Dünyaya atılmışlığımızın laneti bilirsek bunu, karamsar vuku bulur huyumuz. Yok eğer hediyesi kabul edersek de iyimser… Bu kişisel varsayımı bile yargılarız an be an, hep ötekinin seçimlerine kara çalmak üzerinden kendi kararsızlıklarımızı aklar dururuz.

Kabuğuna çekilip çoğunluğa yabancılaşarak suçu dünyaya atmayı alışkanlık edinenler de aynı şeyin peşindedir, kendi içine bakarak göremediklerini, başkalarının yaşamlarından kendi gönül perdesine projekte ederek izlemeyi seçenler de.

Genele aykırı davranışlarla, tepkileri ve aslında dikkatleri üzerine çekip kendisine bakan suretlerin akisleri ile aydınlananlar da kendinin peşindedir, karşısındakini can kulağı ile dinlerken onu anladığını detaylıca geri anlatma gereksiniminde bir iz düşümü arayanlar da.

Bir sevdaya teslim olup onun bitimsiz dehlizlerinde her türlü akla mantığa ters düşen akıntılarda yüzmeye debelenenler de kendi ile buluşacağı yeri arayanlardır, kendine hedefler koyup bildiği, öğrendiği tüm kuralları, ilkeleri takip ederek o yere varmaya odaklananlar da.

Sanatın üretken salıncağında bir o yana bir bu yana uçuşurken konmak istediği bulutu arayanların hasreti de kendinedir, pozitif bilimin mesnetli kucağında analitik bir dünya algısı ile parçaları yerine oturtmaya çabalayanların usul özlemi de. Deliliğin sınırlarında toplum kurallarınca yargılanacak her türlü özgür ve asi savruluşlarla can çekişenler de sadece kendini aramaktadırlar. Holiganlar da şifacılar da adanmışlar da bencil yaftasını yakasında taşıyanlar da kaçanlar da kovalayanlar da avaz avaza çığlık atanlar da susanlar da korkanlar da sevenler de… Ve daha niceleri…

Hepimiz özümüzü arıyoruz çünkü hepimiz aynı şeyi unuttuk buraya gelirken. Hatırlamanın sayısız yolu var doğamızla örtüşecek olan. Bu çeşitlilik için kimi, neden suçlayabiliriz ki? İzini sürdüğümüz öz, bir tek kendimizde var sanıyoruz ya acı hep orada başlıyor işte. Oysa olan her şey, bir diğerine görünmeyen incecik ipliklerle bağlı. İnsan egosunun bağı somutça tutmak arzusu baltalıyor onun, özüne olan teslimiyetini de… O öz ki bir ve tek olan…

Oysa dinleyen insan, sesleri duyar. Anlayan insan, illa ki gülümser az ya da çok. Bilen, sözcüklere susar, çaresizlik öte hâldir. Hissedebildiğini kucaklar insan. Sarılı kalamadığı, aynada kaçtığı kendisidir. Emeli bakmak değil de görmek olan, ipliklere dokunur.

Güvendesin…

Facebook sayfamız için tıklayınız…

dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm dönüşüm 

1 YORUM

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here