“Afrodit’in Adası” olarak tüm dünyada tanınan Kıbrıs, her geçen gün daha çok turistin ilgisini çekiyor. Tatilcilerin rahat ve huzurlu bir ortamda gönüllerince eğlenebildikleri ada, el değmemiş kumsalları, görkemli tarihi mirası ve lezzetli yemekleriyle her zaman gözde.

Binlerce yıl uygarlıklara kucak açan, onları özenle koruyan ve hatta aradan geçen zaman karşın onları hâlâ gözeten Akdeniz’in, el değmemiş cennetlerinden biri de kuşkusuz Kıbrıs’tır. Kıbrıs’ın antik çağ eserleriyle, ortaçağ anıtlarıyla göz kamaştıran ve doğal güzellikleriyle de büyüleyen kentleri, tarihi ve doğal zenginlikleri yaşamak isteyen herkesi büyüleyici geçmişini paylaşmaya davet ediyor hem de geleneksel Akdeniz konukseverliğiyle…

Lefkoşa Evleri

Son Bölünmüş Başkent, Lefkoşa
Dünyanın son bölünmüş başkenti olma durumu ile de özel bir unvana sahip Lefkoşa, surlar, kent kapıları, dar sokakları ve tarihi yapılarıyla ilk bakışta dikkat çekiyor. Lefkoşa gezilerinin en önemli durağı Sarayönü-Atatürk Meydanı. Sarayönü’ndeki dikilitaş Lefkoşa’nın en önemli buluşma noktalarından sayılıyor. Venedik Sütunu olarak da anılan bu dikilitaş ilk olarak Venedikliler tarafından dikilmiş. İngiliz idaresinde, bulunduğu yere tekrar dikilen sütunun Salamis antik kentinden getirildiği kabul ediliyor.

Lefkoşa-Venedik Sütunu

Kentin en eski Osmanlı yapısı Büyük Han. 1572 yılında Osmanlılar tarafından yolcu ve kervanlara dinlenme yeri olarak yapılan han günümüzde hem alışveriş, hem de dinlenme mekânı olarak çok popüler bir yer. Bu tarihi mekânda Kıbrıs el sanatlarına dair her şeyi bulmak mümkün; rengârenk sestalar, zarif Lefkara dantelleri, yemeniler, iğne oyaları, hediyelik eşyalar…


Selimiye Camisi (Aya Sophia)

Lefkoşa’nın en göze çarpan yapısı, bir zamanlar katedral olarak kullanılan ve yaklaşık 500 yıldır da cami olarak saygı gören Selimiye Camisi’dir. Adanın 1571’de Osmanlı topraklarına katılmasıyla Selimiye Camisi olarak adlandırılan katedral,  Aya Sophia adını taşıyordu. Yapımına 13. yüzyılda başlanan bu katedral, gotik mimari öğeleriyle süslenmiş görkemli bir yapı olarak Lefkoşa’ya gelen yerli-yabancı tüm turistlerin ilgi odağı durumunda. İçindeki tonozların yarattığı simetri duygusu ve ferahlık, yapının içini de en az dışı kadar çekici hale getiriyor. Lefkoşa’da görülmesi gereken diğer yerler arasında Girne Kapısı, Mevlevihane, Haydarpaşa Camisi, Derviş Paşa Konağı, Taş Eserler Müzesi, Bedesten, Arapahmet Mahallesi ve Luzinyan Evi de bulunuyor.

 

Girne, Kıbrıs’ın İncisi…
Akdeniz’in en güzel kentlerinden biridir Girne. Sade ama şık, mütevazı ama cazibeli bir limanın etrafında yer alan kent, denizin tüm güzelliğini caddelerinde, mimarisinde ve yaşantısında hissettirir. Limana girer girmez göze çarpan ilk yapı görkemli Girne Kalesi’dir. Yaygın kanıya göre kalenin yapım tarihi 7. yüzyıl. Kıbrıs’ı Arap akınlarından korumak amacıyla yapılan kale, daha sonra çeşitli dönemlerde onarılmış. Günümüze çok iyi korunmuş ve sağlam bir yapı olarak ulaşan kale, içindeki Batık Gemi Müzesi ile de popülerliğini pekiştiriyor.

 

Akdeniz’i selamlayan St. Hilarion Kalesi ise, nefes kesen manzarası ve göz alıcı mimarisiyle Girne gezginlerinin uğramadan adadan ayrılmadıkları bir adres. Kalede fotoğraf meraklılarının mutlaka uğradıkları yerler, “Kraliçe Penceresi” olarak anılan gotik pencere ve zirvedeki kule. Kıbrıs’ta nefes kesen bir başka kale de Buffavento Kalesi. Aşağı ve yukarı kale olarak iki bölümde gezilebilen kalede sarnıç, yatakhane, ambar ve kilise kalıntıları görülüyor.

Bellapais Manastırı

Kıbrıs’a gelen herkesin merak ettiği Bellapais Manastırı da Girne yakınlarında bulunuyor. Akdeniz’i selamlayan bir yamaca yaslanmış olan manastırın, ilk yapımına 12. yüzyılda başlanmış.  Huzur veren bahçesi ve göz okşayan mimarisiyle Bellapais Manastırı, Akdeniz manzarası eşliğinde romantizme yeni bir anlam kazandırıyor. Birçok çiftin evlenmek üzere burayı tercih ettiğini öğrenince bunun nedeninin, benzersiz Akdeniz manzarası ve manastırın asırlardır süregelen mistik huzuru olmalıdır diye düşünmeden edemiyor insan.

Antik Kalıntılar

Akdeniz’in Soylu Güzeli, Gazimağusa
Bir zamanların en popüler, en işlek şehirlerinden olan Mağusa’nın sokaklarında dolaşmaya başlayan herkes, kendisini Ortaçağ anıtlarıyla süslenmiş bir kentte bulur. Kent o kadar doludur ki, sanki çeşit çeşit mücevherlerle dolu bir çeyiz sandığı gibidir; bazen taşa hükmetmiş ustaların eserleri ışıldar paha biçilmez bir gerdanlık gibi, bazen de zarif bir anıt göz okşar ata yadigârı bir yüzük gibi. Mağusa gezginleri sağlam surlar ve kuleler arasından kente girdiklerinde, dar sokaklar, sevimli bir çarşı ve oraya buraya serpiştirilmiş gibi duran tarihi eserlerle karşılaşırlar. Mağusa’daki bütün sokaklar, sanki Lala Mustafa Paşa Camisi’ne (St. Nicholas Katedrali) ve önündeki meydana çıkar. Çarşıda yer alan küçük ve sevimli kafeler, uzun pazarlıkların ve alışverişin yarattığı tatlı yorgunluğu atmanın en keyifli yoludur. Elbette kentin tarihi dokusu yine yanı başınızdadır; ya ihtişamlı bir katedralin gölgesindesinizdir, ya da tarihi bir sokağın en huzurlu yerinde…

Agios Barnabas Kilisesi-Arkeoloji Müzesi / Mağusa

Meydandaki Lala Mustafa Paşa Camisi (St. Nicholas Katedrali), Mağusa’nın tek taş yüzüğü gibidir. Her yerden görülebilen bu görkemli yapı taşın, el emeği ve sanatla kusursuz uyumunun tarihi bir kanıtı gibi yükselir Mağusa’nın göğüne. Zarafeti ve ihtişamı ile Avrupa’daki gotik katedrallerle boy ölçüşecek güzellikteki yapı, Kıbrıs’ın fethi sonrasında camiye dönüştürülmüş. Görülen minare de bu dönemde eklenmiş. 13.yüzyılda yapılmış olan St.Nicholas Katedrali, dini özelliğinin yanı sıra, Luzinyan Kralları’nın Kudüs Kralı olmak için taç giydiği bir mekân olarak da önem taşıyordu.

Lala Paşa Camisi (St. Nicholas Katedrali)

Liman yakınlarında Othello Kalesi olarak bilinen yapı, 14. yüzyılda Luzinyanlar tarafından inşa edilmiş. Shakespeare’nin Othello’sundaki kale tasvirlerinden dolayı Othello Kalesi olarak adlandırılan kale, Mağusa’da en çok ziyaret edilen ve fotoğrafı çekilen tarihi eserlerden biri. Kale girişinde yer alan St. Mark Aslanı kabartması, kaleyi gezmeye gelenleri tüm gururuyla karşılıyor asırlardan beri. Kabartmanın altında kaleyi onartan Nicolo Foscari’nin adı ve 1492 tarihi bulunuyor. Bu tarih büyük olasılıkla onarımın tarihini göstermektedir.

Salamis

Mağusa’ya gelip de merkezin birkaç kilometre dışında kalan Salamis Antik Kenti’ni, St. Barnabas Müzesi’ni ve Kral Mezarları’nı gezmemek olmaz. Salamis antik kalıntıları Akdeniz’in efsanevi maviliğinin yanı başında, tarih ve doğanın buluştuğu eşsiz bir antik yerleşim. Bugün kalıntıları dolaşırken bile eski güç ve görkemi hissetmek mümkün. Salamis’te gymnasium, tiyatro, tapınaklar, hamamlar, agora, kiliseler, konutlar ve sarnıçlar görülebilir.

Lefkara Danteli

Kuzey Kıbrıs her mevsim ayrı güzelliğiyle dünyanın pek çok ülkesinden ziyaretçilerini ağırlıyor Akdeniz’e özgü konukseverliğiyle. Eğlence, sanat, kültür, arkeoloji ve lezzet meraklılarının her fırsatta ziyaret ettiği ada, tüm zenginliğini bir bir paylaşmak için bekliyor Kıbrıs tutkunlarını. Yapmanız gereken, kendinizi Kıbrıs’ın Akdenizli ruhuna teslim etmek ve Kıbrıs’ta geçireceğiniz her anın tadını çıkartmak…


Ekmek Gadayıfı

5 YORUMLAR

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here