Heyecanla beklediğimiz bir bayram daha kapımızda. Kimimiz uzun süredir gitmek istediğimiz tatile gidecek, kimimiz sevdiklerimizi görmek ya da biraz dinlenmek için fırsat bileceğiz bu tatili. Ama kesinlikle hepimizin hedefi aynı, mevcut durumdan kaçma duygusu.

Peki nedir mevcut durum ve içimizdeki bu sürekli kaçma duygusu? Neden her sabah kalktığımızda “yaşasın harika bir gün daha başlıyor, bugünü yaşamak için sabırsızlanıyorum,” diyemiyoruz.

Zihnimizde sürekli bir “tatil gelse de kaçsak” düşüncesi. Hayatımızı yaşamayı tatil günlerine ertelediğimizin ne kadar farkındayız ya da farkında mıyız?

Tüm bu soruların cevabı aslında bir bakıma mekanizmamızda gizli. Evet yanlış duymadınız. Bedenimizin çalışma sisteminde…

Bedenimizin işleyişini anlatabilmek için biraz eskilere gitmek istiyorum. Öyle birkaç yıl önceye değil binlerce yıl önceye. Zira halen bedenimiz durum ve olaylara en ilkel zamanlardaki haliyle tepki veriyor. Geçen yüzyıllar boyunca zihnimiz çok gelişti, ancak bedenimiz hala evrimleşmedi. Evrimleşme için binlerce yıldan daha fazlasına ihtiyaç var çünkü.

Peki sistem nasıl çalışıyor? Bedenimizin en temel güdüsü “hayatta kalmak”. Tüm mekanizma öncelikle bunun üzerine kurulu. Zihnimiz ne kadar gelişmiş olursa olsun, hayati bir tehlike olduğunda beyin bilinçli zihnimizi bir kenara alıyor ve bir benzetme yapmak gerekirse devreyi otomatik pilota bağlıyor. Bir örnekle anlatmak çok daha kolay olacak, hatta bu örneği binlerce yıl öncesi bir zaman içinden anlatmak daha da anlaşılır olacak.

Düşünün, mağaranızdan çıktınız ve doğada yürüyorsunuz. Birden karşınıza bir yırtıcı hayvan çıktı. Beyin hayatta kalma güdüsüyle bir anda devreyi otomatik pilota, yani ilkel beyne alıyor. İlkel beyin saliseler içinde bedeni korumak ve kurtarmak için hazırlanıyor ve kaçma eylemi başlıyor. Aynı sistem çok hızlı bir biçimde durumu gözden geçiriyor ve kaçabilecek bir yol bulamıyorsa, dövüşmek için hazırlanıyor. Eğer ortam kaçmaya ya da dövüşmeye elverişli değilse bu kez de ölü taklidi yapıyor, yani paralize duruma geçiyor. İşte bu işleyişe “kaç ya da dövüş” mekanizması diyoruz. Beyin tehlikeyi algıladığı anda bedenin kaçabilmeye hazırlanması için bir hormon harekete geçiyor. İsmi size çok tanıdık gelecek: Adrenalin.

Adrenalin bedende salgılandığı an tüm kaslar bedenin koşması gerektiği için gerginleşiyor. Koşmak için kasların bol kana ihtiyacı var. Dolayısıyla kalp daha hızlı atmaya ve bedenin o an için ihtiyacı olmayan yerlerinden kanı çekip, kaslara göndermeye başlıyor. Bu aşamada bedende bir çok şey aynı anda oluyor. Tüm sistem kaçmak için çalışıyor. Yırtıcı hayvandan daha hızlı koşup hayatta kalabilmek için. Diğer bir deyişle adrenalinin bedenimize verdiği sinyal “tehlike ya da tehdit var.”

Şimdi aynı sistemin günümüzde nasıl işlediğine bir bakalım. Artık bizim için tehlike oluşturacak yırtıcı hayvanlar ortada dolaşmıyor ama onun yerine hesap vermek zorunda olduğumuz patronlarımız ya da maaşlarını vermek zorunda olduğumuz elemanlarımız, hayatımızı devam ettirebilmek için para kazanma zorunluluğumuz, trafik gibi beynimizin tehlike veya tehdit olarak algıladığı şeyler var. Beyin tehdit veya tehlike durumunu algıladığı an mekanizma devreye giriyor: “kaç ya da dövüş”.

Eh artık doğada değiliz, bilinçli zihnimiz kaçmak zorunda olmadığımızı biliyor ama beden sinyal verip duruyor.

İşte bu yüzden hep bir gidesimiz var. Neyse, siz bu bayram da gidin de, döndüğünüzde mevcut durumunuzda da nasıl keyifli olabileceğinizin yöntemlerini ele alalım.

Kalın sağlıcakla, iyi bayramlar dileğiyle…..

 

Önemli Bilgilendirme: Bu sitede yayınlanan yazılar tıbbi bir çalışmanın alternatifi olmadığı gibi herhangi bir tedavi amacı da içermez. Herhangi bir takıntı veya hastalıktan şikayetçiyseniz uzman doktorlara başvurmanızı tavsiye ederiz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here