Başlamak için erken dediğimiz vakitteyim. Geç kaldığım başlangıçların ortasında bir sabahın hüznü var saklı. Kimsede yok aynası, görmek istediğim ben nerede ? düşüncelerinde yol alırken eksik adımlarını anımsadı ve tahta penceresinin önündeki koltuğundan kalktı. Acele ediyordu. Yaşanmış zamanları yakalama telaşında gibi. Uzun zamandır bu kadar net anımsamıyordu geçmişini, kimliğini. Gideceği yolu bilirken acele etmeliydi. Yatak odasına yürüdü, renksiz duvarlar ve gösterişten uzak yatağının karşısında duran çimlerin, odasında  baharı yansıttığı –renksiz odasının en renkli eşyası – yeşil renkli dolabını açtı ve hırkasını alarak yeniden kapattı. Bu hırka yalnızca vücudunu değil içini ısıtıyordu onun. Dar holü geçerek sokak kapısını açtı , üzerindeki anahtarı çıkartıp kapıyı çekti ve çıktı. Beyaz renkli kutu kadar minik, tek katlı evleri olan sokakta yürüdü. Caddeye çıkacağı sokağı hatırlamaya çalışarak bir süre duraksadı. Sokaklar değişmiş miydi ? kaç yıl olmuştu evinden dışarı çıkmayalı böyle ? ne kadar zaman tüketmişti tahta penceresinin önünde ?

Öyle ya belki de sadece bir gündü, nereden bilsin ?

Sağdaki sokaktan yürümeye devam etti. Birkaç adım ilerlemişti ki bir çocuk arkasına bakarak koşarken çarptı ve sarsıldı. Gözleri parlak iri ve ben yaşıyorum diyordu. Omuzlarından tuttuğu bu yaşam suyu çocuğa mezarlığı sordu. Gülümseyerek elinden tuttu çocuk ve “ ben götürürüm “ dedi neşeyle.

  • Kimlerdensin oğlum?diye sordu.
  • Balıkçı Cemal’in oğluyum dedi.

Yüzündeki tebessüm yok olmadan heyecanla devam etti;

  • Babam çok olmuş gideli, denizlerdeymiş. Ben görmedim . sen bildin mi babamı teyze?

Düşündü, bulamadı. Cemal kimdi ?

  • Bilemedim oğlum, ben unutuyorum isimleri, görsem belki…

Çocuğun yüzündeki tebessüm kaybolsa da canlı sesiyle ;

  • Teyze tam karışadır mezarlık, arkadaşlarım bekler, gidebilirsin değil mi ? diye sorarken çoktan elini bırakmış koşmaya başlamıştı.

Hızlı sandığı adımlarla mezarlığa yürümeye başladı. Yorulmuştu. Dinlenmeye niyeti yoktu yine de. Gelmişti de zaten. Mezarlığın kapısından girince çok sayıda mezar olduğunu görüp şaşırdı. Hangisiydi Hüseyin’in mezarı? Bir ceviz ağacı vardı sanki yakınında ?  Yok yok ağaç mezarlığın sonunda olmalıydı? Belki de yoktu. Çaresiz bakınıp durdu bir süre…

Bulurum dedi yeniden gücünü toplayarak. Hepsine bakardı. Bunu yapabilirdi. Evet. İlk sıradan başlayıp hepsini okuyacaktı. Kararlı adımlarla ilerledi. İlk iki sıraya bakınca umudunu yitirmeye başladı. Güneşli bir günün öğle vaktiydi. Baharın ilk ışıkları sert olurdu. Üşümeye başladı. Hırkasına sıkıca sarındı. Üçüncü sırada gördü. Hüseyin buradaydı işte. Ne kadar zaman geçtiğini sorgulamadan oturup yanı başında sarıldı toprağına. Penceresinden baktığı kalabalıktan daha kalabalıktı. Hüseyin geldi. Herkes geldi işte. Gözünden akan yaşlara engel olamamakla birlikte yüreğinde tamamlanmışlık hissi ile mutluydu.

Bahar gününün bu saatinde mezarlıkta ve yalnız yaşlı kadın gülümseyen yüzünde kalan birkaç damla yaş ile hayata gözlerini kapadı. İki oğlu vardı. On iki yıl anımsayamadığı geçmişi ile yeniden tanımaya başladığı eve gelen üç beş komşu, iki torunu, gelinleri ve çocuklarının yabancılığında geçmişti. Sabahın ilk ışıklarıyla hissettiği geçmişinin ardından yürüdü. Tamamlanmayı beklediği yer Hüseyin’in yanıydı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here