“Mindfulness for Worriers” (Endişeliler için Sakinlik) adlı kitapta birçok konuda aslında çok da iyi bildiğim fakat harika şekilde ortaya konmuş, süper faydalı olabileceğini düşündüğüm bir bölümü sizlerle paylaşmak istiyorum bu yazımda.

Kitabı bitireli epey olsa da hala dönüp dönüp bakıyorum, tam bir başucu kitabı. Ne yazık ki Türkçesi henüz yok. O yüzden beni etkileyen kısımları sizlere aktarmayı bir borç biliyorum.

Kitapta bahsettiği “endişeliler” ordusunun önde gelenlerinden olarak:) bu kitabı görür görmez okumam gerektiğini biliyordum.

Hayat temposu içinde bizi endişeden uzaklaştıracak yöntemlerden biri Padraig O’Morain’e göre, hafifçe bağlanmak.

Diyelim ki, çok sevdiğiniz bir restoran var. O restoranda da favori bir masanız. Manzarası harika ve hemen hemen her gidişinizde o masada oturuyorsunuz. Neredeyse restoranla özdeşleşmiş bir masa sizin için! Fakat bir gün gittiğinizde bakıyorsunuz ki, o meşhur masa dolu! Aman Allahım! Şimdi ne olacak ? Müsait olan diğer 28 masa size hiçbir şey ifade etmiyor!!. Hemen restoran yetkilisini çağırıyorsunuz, o masaya her zaman oturduğunuzu ve gene orada oturmak istediğinizi ısrarla belirtiyorsunuz. Yetkili de, haklı olarak, bunun o an için mümkün olamayacağınız söylüyor. Siz de bir daha o restorana adım atmayacağınızı yüksek sesle dile getirerek olay yerini terkediyorsunuz!

Fakat bir sonraki sefer, aynı restorana gideceğinizde, hep o gün yaşadığınız sevimsiz olay gözünüzde canlanıyor, “ya gene boş değilse o masa” düşüncesi geliyor ve sizi gerginliğe sürüklüyor. Hafızanıza kazınıyor.

Buradaki problem bir “bağlanma problemi.” Masaya o kadar bağlanmışsınız ki adeta “asılmışsınız”. Durumunuz, biir çizgi filmle ifade edilseydi siz masaya yapışmış onu bırakmamaya çalışırken, restoran yetkilisi de sizi çekmeye çalışıyor olurdu 🙂 🙂

Bağlanmayı abarttığınızda, yani asıldığınızda, hayat kaliteniz düşer, endişe düzeyiniz artar. Bu ister bir insana bağlanmak olsun, ister bir nesneye, ister bir anıya ister bir deneyime.

Deneyimin keyfini almanızı engeller, büyük resmi görmekten sizi alıkoyar.

Ve istisnasız her asılma bir kaybedişle sonuçlanır.Evet maalesef…aşırı bağlanma ya da asılma, sonunda muhakkak bağlanılan şeyi/kişiyi kaybettirir.

Endişe düzeyimiz üzerinde çalışırken hayattaki bağlanmalarımıza bir göz atmakta fayda var. Çok ağır(!) bağlanıyorsak hafifletmeye çalışmakta fayda var.

Bunu nasıl becereceğimize gelince, endişe düzeyinin arttığını farkettiğimizde bir dönüp kendimize bakalım, soralım, gereğinden fazla bağlandığımız birşey/bir insan var mı ? Varsa bu endişedeki payı nedir?

İkinci ve en önemli soru ise şu; Bana bu endişeyi yaşatan durumun ne kadarı benim kontrolümde ? Çünkü biliyoruz ki, olaylar üzerindeki kontrolümüz sınırlıdır. Ne kadarının kendi üzerimizde olduğunu farketmek, ister istemez yaşanan gerginliği hafifletecektir.

Bağlantılarınız ne kadar artarsa o kadar endişeli olursunuz diyor kitapta.

Birini ya da birşeyi korumak, sahiplenmek, bağlanmak güzeldir, fakat aman diyeyim asılmadan 🙂 !

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here