Uyandım. Yürüdüm kalabalığın içine, şehrin gürültüsüne.  Hınca hınç dolu otobüs durağında bekledim yine. Zihnim de kalabalık, diyarım da … Böyle kalabalık içindeyken yalnız düşleri olabilir mi insanın ?

Günün aydınlığı içinde ufkumu aydınlatabilme denemelerinde başarısız oldum.

Dağınık …

Nerede kalmıştık ?

Diyordum ki şehir çok kalabalık. Adımlarını kontrol edemeyeceğin kadar kalabalıklaşıyor kaldırımlar. İnsan sesleri, araç sesleri… Eksik baharın sesleri… Ağaçların çiçek açtığını görüyorum dalgınlığımı aştığım bir anda. Dış dünya ne kadar uzakta kalmış, şaşırıyorum.  Kimi pembe, kimi beyaz çiçekler, yaprakları yeşil ağaçların. Bu kentin yeşilinden çok grisi var. Sisli bir gökyüzü ile merhabalaşıyoruz çoğu vakit. Tahammülsüz insanları, neşesiz yüz ifadeleri var. Ya da yorgun, uykulu bedenleri. Tezatlık bu ya.  Ses ve sessizliğin arasında bir yer yok.

Sis ve ses özdeş!

Dram olsun diye söylemiyorum bunları. Melankoli halinden epey uzaklaştım. Öyle olmasa erguvan çiçekleri görebilir miyim hiç ?

Fakat yine de eksilen yanlarımı düşünmüyor değilim. Eklenenden ziyade eksilen üzerine duyarlılığım var benim. Yine eksiliyorum ki yazmak eğilimindeyim. Ne vakit eksilsem sözcüklere sığınıyorum. Mutlu sözcükler hangimizi çağırıyor ?

Mutluluk üzerine methiyeler yazmayı doğru bulmadım şimdi. -an-  mutluluk o kadar kısa o kadar doyumsuz… Yaşanılır, hissedilir ve ifadesi yalın.

-Öğleden sonra-

Trafik ışıkları arasında sıkışıp kalmış araçların gürültülü seslerini teğet geçip, hızlı adımlarla yürüyen insanları izlemeye koyuluyorum. Zamanın ilerlediğini insanların adımlarında görüyorum. Birbirini takip eden, her biri diğerinden bağımsız ayak izleri.  Aynı yol üzerine ekleniyorum.

Düşünmeden de yol alabilir insan  öyle değil mi ?

-Yolculukta-

Çizgileri kimler yönetiyor? Ben değilim o ! Yolculuğun da keyfi kalmıyor. Mütemadi aralıklarla düzenlenmiş kurallı, tanımlanmış çizgiler belleğime de kurallarını koymuş gibiler. Akisi, düşü getirmeli varmak hissi. Vermeli yollar. Değil. Benim yüklediğim anlamlar bugün, bu yolculukta benimle değil. Sanırım birilerinize gizlendiler. Çizgilerle sorunumu öteleyip hemen sağ tarafımdaki pencereden batan günün yaydığı kırmızı karanlık ile ilgileniyorum. Kırmızı da sınırmış gibi gelir hani korku verir, iticidir ve bunun gibi çağrışım yapan anlamları lügatimizden silen gün batımı kızıllığı değil mi ? Habercisi akşam olsun ne önemi var? Huzuru ekliyor mu biten güne ? Evet. Kesinlikle ! Umutsuzluğu ve kırmızı tanımını lügatimizden de belleğimizden de çıkarıyor.

Yol olsun da varsın bir yere varmasın bir önemi kalmıyor.

Yalnızca yürüyorum şimdi.

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here